Veriler Ne Diyor? Dezenformasyon Yasası’nın bilançosu: 83 gazeteciye 114 suçlama

Veriler Ne Diyor? Dezenformasyon Yasası’nın bilançosu: 83 gazeteciye 114 suçlama

paylaş :

Dezenformasyon Yasası, “haberle işi yok” söylemine rağmen, veriler ışığında gazetecileri doğrudan hedef alan bir araca dönüşmüş görünüyor. Çok sayıda soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanması ise amacın mahkûmiyet değil, sürecin kendisiyle baskı kurmak olduğunu düşündürüyor. Bu durum, ifade alanının daraldığı ve gazeteciliğin artan bir hukuki risk altında yürütüldüğü bir tabloya işaret ediyor.

Ali Safa Korkut’un ortaya koyduğu verilere göre, 2022 Ekim ayında yürürlüğe giren Dezenformasyon Yasası’nın resmi söylem ile pratikteki uygulaması arasında derin bir uyumsuzluk barındırdığını açık biçimde gösteriyor . Yasanın mimarlarından MHP’li Feti Yıldız’ın “haberle, haberciyle bir meselesi yoktur” yönündeki açıklaması, en az 83 gazetecinin 114 kez “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış olmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor. Bu tablo, yasanın teorik çerçevesi ile uygulamadaki yönelimi arasında yalnızca teknik bir sapma değil, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm olduğunu düşündürüyor. Çünkü burada mesele tekil hatalar ya da münferit uygulamalar değil; sistematik olarak gazetecilik faaliyetinin hukuki denetim altına alınması.

Bu çerçevede dikkat çeken en önemli unsur, açılan soruşturmaların büyük bölümünün takipsizlikle sonuçlanması. 54 soruşturmanın 41’inin sonuçsuz kalması, yasanın esas işlevinin mahkûmiyet üretmekten çok, gazetecileri hukuki süreçlerin içine çekerek baskı altına almak olduğunu gösteriyor. Bu durum, literatürde “süreçle cezalandırma” olarak tanımlanan bir mekanizmaya işaret ediyor: gazeteciler beraat etse bile gözaltı, ifade verme, adli kontrol, dava süreçleri ve kamuoyu baskısı yoluyla fiilen cezalandırılıyor. Nitekim adli kontrol tedbirlerinin yoğun kullanımı –yurt dışına çıkış yasakları, imza yükümlülükleri hatta sembolik nitelikteki yaptırımlar– hukukun klasik cezalandırma işlevinden ziyade disipline edici ve sınır çizici bir araç haline geldiğini ortaya koyuyor.

Yasanın uygulamasında kriz anlarının özel bir rol oynadığı da görülüyor. 6 Şubat depremleri sonrasında en az 14 gazetecinin yaptıkları haberler nedeniyle suçlanması, bilgi akışının en kritik olduğu dönemlerde bu yasanın nasıl devreye sokulduğunu gösteriyor. Üstelik bazı vakalarda henüz yayımlanmamış haberler nedeniyle suçlama yöneltilmesi ya da daha sonra doğruluğu ortaya çıkan içeriklerin dahi yargı konusu yapılması, “yanıltıcı bilgi” kavramının ne kadar esnek ve geniş yorumlandığını ortaya koyuyor. Bu esneklik, hukuki belirlilik ilkesini zayıflatırken, gazeteciler açısından sürekli bir belirsizlik ve otosansür baskısı yaratıyor.

Bununla birlikte, bazı gazetecilerin aynı suçlamayla defalarca karşı karşıya kalması, uygulamanın rastlantısal olmadığını düşündürüyor. Belirli isimlerin ya da belirli haber alanlarının (özellikle kamu otoritelerini eleştiren, kriz yönetimini sorgulayan veya kamu yararı iddiası taşıyan haberlerin) daha fazla hedef alınması, yasanın seçici bir biçimde işletildiğine dair güçlü bir izlenim yaratıyor. Bu durum, hukukun eşit uygulanması ilkesine dair soru işaretlerini beraberinde getirirken, aynı zamanda gazetecilik faaliyetinin alanını daraltan bir etki doğuruyor.

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, Dezenformasyon Yasası’nın ilan edilen amacı ile fiili etkisi arasında belirgin bir ayrışmaya işaret ediyor. Teorik olarak kamuoyunu yanlış bilgiden korumayı hedefleyen bu düzenleme, pratikte gazetecilerin haber yapma kapasitesini sınırlayan, hukuki süreçler üzerinden baskı kuran ve ifade alanını daraltan bir araca dönüşmüş görünüyor. Bu dönüşüm, yalnızca bireysel gazeteciler açısından değil, kamusal bilgi akışı ve demokratik tartışma ortamı açısından da önemli sonuçlar doğuruyor; zira gazeteciliğin sınırlandığı bir zeminde, hakikat ile dezenformasyon arasındaki çizgiyi belirleyen aktörlerin kim olduğu sorusu daha da kritik hale geliyor.

Araştırmanın tümüne buradan ulaşabilirsiniz.