Türkiye’de fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği yılda yaklaşık 26 bin 500 erken ölümle ilişkilendiriliyor ve ekonomik maliyeti 55 milyar dolara ulaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün yeni raporu ise kronik hastalık risklerinin ve sağlık hizmetlerine erişimin toplumun tüm kesimlerine eşit dağılmadığını ortaya koyuyor. İki çalışma, halk sağlığının çevresel koşullar ve toplumsal eşitsizliklerle birlikte ele alınması gerektiğine işaret ediyor.
Türkiye’de fosil yakıt kullanımının sağlık ve ekonomi üzerindeki etkileri ile kronik hastalıklarda toplumsal eşitsizlikler, ekim ayında yayımlanan iki ayrı raporla yeniden gündeme geldi.
Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) ve Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nin (CREA) 22 Ekim’de açıkladığı araştırmaya göre, Türkiye’de nüfusun maruz kaldığı ince partikül madde (PM2.5) kirliliğinin yüzde 52’si fosil yakıt kaynaklı emisyonlarla ilişkili.
Bu kirlilik yılda yaklaşık 26 bin 500 erken ölümle ilişkilendirilirken, sağlık etkilerinin ekonomik maliyeti yıllık 55 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 20 Ekim’de yayımladığı State of inequality: noncommunicable diseases and their risk factors başlıklı rapor da kanser, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve kronik solunum yolu hastalıklarının toplum içindeki dağılımının eşit olmadığını ortaya koyuyor.
Dokuz çok ülkeli veri kaynağına dayanan ve 35 göstergeyi inceleyen rapor, hastalık risklerinin yanı sıra önleme, erken teşhis ve tedavi hizmetlerine erişimde de toplumsal gruplar arasında farklılıklar bulunduğunu gösteriyor.
Fosil yakıt kaynaklı kirlilik yılda 26 bin 500 ölümle ilişkili
THHP ve CREA’nın raporuna göre kömür, petrol ve doğal gaz kullanımından kaynaklanan emisyonların yol açtığı PM2.5 kirliliği, Türkiye’de her yıl yaklaşık 26 bin 500 ölümle ilişkili. Hesaplamada kalp-damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, akciğer kanseri, inme ve diyabetle bağlantılı sağlık etkileri değerlendiriliyor.
Çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük parçacıklardan oluşan PM2.5, solunum yoluyla vücuda girebilen ve ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilen bir hava kirletici. Raporda, fosil yakıt kaynaklı kirliliğin çocuk sağlığı üzerindeki etkilerine de dikkat çekiliyor.
Araştırmacılar, bu kirliliğin Türkiye’de yılda yaklaşık 8 bin erken doğum, 8 bin 200 düşük doğum ağırlıklı bebek, 5 bin 100 yeni çocukluk çağı astımı vakası ve astım nedeniyle 6 bin 500 acil servis başvurusuyla ilişkili olduğunu tahmin ediyor.
Bu rakamlar doğrudan kaydedilmiş vakaların sayısı değil; emisyon, hava kirliliği ve sağlık etkilerine ilişkin bilimsel modellemelerle elde edilen tahminler.
Ekonomik maliyet 55 milyar dolar
Araştırmada fosil yakıt kaynaklı PM2.5 kirliliğinin sağlık üzerindeki toplam ekonomik etkisi yılda yaklaşık 55 milyar dolar olarak hesaplandı. Bu tutar, Türkiye’nin 2024 yılı gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1’ine karşılık geliyor.
Maliyet hesabı yalnızca sağlık hizmetleri için yapılan harcamaları kapsamıyor. Erken ölümler, hastalıklar ve bunların ekonomik sonuçları da değerlendirmeye dahil ediliyor. Bu nedenle rapor, hava kirliliğinin yalnızca çevre ve sağlık politikalarının değil, ekonomik politikaların da konusu olduğunu ortaya koyuyor.
Raporda ayrıca Türkiye’de PM2.5 için ulusal bir ortam hava kalitesi standardı bulunmadığı belirtiliyor. Araştırmacılar, enerji üretimi, ulaşım ve sanayi gibi alanlarda fosil yakıt kullanımının ve buna bağlı emisyonların azaltılmasının kirliliğe maruz kalmayı düşürerek sağlık üzerindeki yükü hafifletebileceğine dikkat çekiyor.
WHO: Kronik hastalık riski toplumsal koşullara göre değişiyor
WHO’nun ekim ayında yayımladığı rapor ise bulaşıcı olmayan hastalıkların ve bunların risk faktörlerinin ülkelerin kendi içindeki toplumsal gruplar arasında nasıl farklılaştığını inceliyor. Çalışmada kanser, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve kronik solunum yolu hastalıklarının yanı sıra alkol kullanımı, obezite ve sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, tütün kullanımı ve hava kirliliği ele alınıyor.
Dokuz çok ülkeli veri kaynağından yararlanılarak hazırlanan raporda 35 gösterge; cinsiyet, yaş, ekonomik durum, eğitim düzeyi ve yaşanılan yer gibi eşitsizlik boyutlarına göre değerlendiriliyor. WHO, bazı dezavantajlı gruplarda kanser taramalarına katılımın daha düşük olduğunu, hipertansiyonun teşhis ve tedavisinde farklılıklar bulunduğunu ve ev içi hava kirliliğine maruz kalmanın bazı gruplarda daha yüksek olduğunu bildiriyor.
Rapora göre sağlık eşitsizlikleri yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedaviye erişimle sınırlı değil. Koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma, risk faktörlerine maruz kalma, erken teşhis ve tedavinin sürdürülmesi de insanların sosyal ve ekonomik koşullarından etkilenebiliyor.
Sağlık politikalarında çevre ve eşitsizlik birlikte ele alınmalı
CREA ve THHP, Türkiye’de fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğinin sağlık ve ekonomi üzerindeki etkilerini sayısallaştırırken WHO, kronik hastalıklar ve risk faktörleri bakımından toplum içindeki eşitsizlikleri inceliyor. WHO raporu Türkiye’ye özgü bir değerlendirme sunmuyor; bu nedenle bulguları Türkiye’deki belirli gruplara doğrudan genellemek mümkün değil.
Bununla birlikte iki çalışma, halk sağlığını yalnızca hastalıkların tedavisi üzerinden değerlendirmenin yeterli olmadığını gösteriyor. Hava kirliliği gibi çevresel risklerin azaltılması, koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin geliştirilmesi ve sağlık sonuçlarının toplumsal gruplara göre izlenmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlık eşitsizliklerinin azaltılması açısından önem taşıyor.

