Mekke Anlaşması’ndan Libya mutabakatına: Türkiye’nin üç kritik dış politika adımı

Mekke Anlaşması’ndan Libya mutabakatına: Türkiye’nin üç kritik dış politika adımı

paylaş :

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’la ortak savunma anlaşmasını TBMM’nin onayına sunarken Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi 2019 tarihli deniz yetki alanları mutabakatını kabul etti. Katar, Pakistan ve Endonezya’yla imzalanan Bedir Mutabakatı ise savunma sanayii iş birliğini gündeme taşıdı. Anlaşmaların hukuki sonuçları, Meclis denetimi ve bölgesel etkileri farklılık gösteriyor.

Türkiye, üç farklı diplomatik ve savunma başlığında yeni adımlar attı. 

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması onay için TBMM’ye sunulurken, Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi 2019 tarihli deniz yetki alanları mutabakatını kabul etti. 

Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya ise savunma sanayii alanında Bedir Mutabakat Zaptı’nı imzaladı.

Gelişmeler, ortak savunma taahhütlerinden Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ihtilafına ve savunma sanayii işbirliğine uzanan farklı hukuki ve siyasi sonuçlar taşıyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan 16 maddelik Ortak Savunma Anlaşması’nın onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun teklifi, 21 Ekim’de TBMM kayıtlarına girdi. Meclisin resmî kayıtlarına göre teklif Dışişleri Komisyonu’nda esas, Millî Savunma Komisyonu’nda ise tali komisyon aşamasında bulunuyor. Dolayısıyla anlaşmanın Türkiye’deki yasama süreci henüz tamamlanmış değil.

Anlaşmanın en önemli hükmü, taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırının bütün taraflara yapılmış kabul edilmesini öngören ikinci madde. Metin, böyle bir durumda diğer tarafların karşılıklı yardım imkânlarını kullanarak derhal yardım etmesini düzenliyor. Bununla birlikte yardımın kapsamı ve niteliği, ihtiyacın değerlendirilmesine ve tarafların mevcut askerî imkân ve kabiliyetlerine bağlanıyor. Anlaşma ayrıca Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkına atıfta bulunuyor.

Bu düzenleme, taraflar arasında güçlü bir ortak savunma yükümlülüğü oluşturmayı amaçlıyor. 

Anlaşma yalnızca askerî yardım öngörmüyor

Mekke Anlaşması’nın kapsamı ortak savunmayla sınırlı değil. Üçüncü madde savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliğini; beşinci madde terörle mücadeleyi; altıncı madde ortak eğitim, tatbikat ve konuşlanma faaliyetlerini düzenliyor. Yedinci madde teknoloji paylaşımı, ortak teknoloji geliştirme ve ortak üretim imkânlarını içeriyor. Dokuzuncu madde istihbarat paylaşımını, onuncu madde ise silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer teçhizatı kapsayabilecek lojistik desteği öngörüyor.

Anlaşmayla dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarından oluşan bir Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi kurulması da öngörülüyor. Komitenin ortak savunmaya yön vermesi, işbirliğini geliştirmesi ve uygulamadaki sorunları ele alması amaçlanıyor. Sekretaryanın Suudi Arabistan’da bulunması, genel sekreterliğin ise çekirdek taraflar arasında üç yıllık dönemlerle dönüşümlü yürütülmesi düzenleniyor.

Anlaşmanın 16. maddesi uyarınca metin, üç ülkenin kendi iç hukuklarına göre onay işlemlerini tamamlamasının ardından son onay belgesinin komite sekretaryasına teslim edildiği gün yürürlüğe girecek. Metin süresiz geçerlilik öngörüyor; ilk on yıl boyunca çekilmeye izin vermiyor. Bu sürenin ardından en az üç ay önceden yazılı bildirimle çekilme mümkün olabilecek. Bu hüküm, anlaşmanın yürürlüğe girmesi hâlinde taraflar için uzun vadeli bir savunma taahhüdü doğuracak.

Hukuki tartışma: TBMM onayı ile asker gönderme kararı aynı şey değil

Anlaşma bakımından iki ayrı hukuki aşamanın birbirinden ayrılması gerekiyor. İlk aşama, uluslararası anlaşmanın Türkiye tarafından onaylanmasının uygun bulunması ve usulüne göre yürürlüğe konulması. İkinci aşama ise belirli bir askerî görevlendirmenin veya yurt dışına asker gönderilmesinin hukuki dayanağı.

Anayasa’nın 90. maddesi, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu düzenliyor. Ancak bu hüküm, yalnızca anlaşmanın imzalanmış veya TBMM’ye sunulmuş olmasıyla doğrudan uygulanabilir hâle gelmiyor. Anayasa’nın 92. maddesi ise yabancı ülkelere asker gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ilişkin yetki ve usulleri düzenliyor. Bu nedenle Mekke Anlaşması’nın onaylanması ile belirli bir askerî görevlendirme için gereken yetkilendirmenin aynı işlem olduğunu varsaymak şu aşamada mümkün görünmüyorç 

NATO’nun 5. maddesiyle benzerlik ve farklar

Mekke Anlaşması’nın ikinci maddesi, bir üyeye yönelik silahlı saldırının diğer tarafları da ilgilendirmesi bakımından NATO Antlaşması’nın 5. maddesiyle benzerlik taşıyor. Bununla birlikte benzerlik, iki yapının aynı hukuki ve askerî düzene sahip olduğu anlamına gelmiyor.

NATO Antlaşması’nın 5. maddesi, müttefiklerden birine yönelik silahlı saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılmasını düzenlerken; her üye, gerekli gördüğü tedbiri, silahlı kuvvet kullanımı da dâhil olmak üzere, kendi değerlendirmesine göre alıyor. Mekke Anlaşması’nda ise karşılıklı yardım yükümlülüğü güçlü ifadelerle düzenlenirken yardımın kapsamı tarafların ihtiyaç değerlendirmesine ve mevcut kapasitelerine bağlanıyor. 

İki yapının komuta düzenleri, kurumsal kapasiteleri ve uygulama mekanizmaları da aynı değil. Mekke Anlaşması’nın 12. maddesi, tarafların daha önce imzaladıkları uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerini saklı tutuyor. Türkiye’nin NATO üyeliğinden doğan yükümlülüklerinin nasıl korunacağı ve ortak savunma taahhütlerinin olası krizlerde nasıl uygulanacağı bu nedenle önem taşıyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, anlaşmanın NATO’nun 5. maddesiyle çeliştiği ve NATO’ya paralel bir ittifak kurduğu yönündeki iddiaları reddederek düzenlemeyi bölgesel güvenliği destekleyen, savunma odaklı bir işbirliği mekanizması olarak nitelendirdiği bir açıklama yaptı. 

Muhalefet neye itiraz ediyor?

Muhalefetin eleştirileri, anlaşmanın içeriğinin ve olası sonuçlarının yeterince açıklanmadığı, Türkiye’nin hangi koşullarda askerî yükümlülük üstleneceğinin belirsiz olduğu ve Meclis denetiminin etkili biçimde işletilmesi gerektiği noktalarında yoğunlaşıyor.

CHP, anlaşmanın olası güvenlik risklerinin incelenmesi ve TBMM’nin anayasal denetim rolünün işletilmesi amacıyla genel görüşme önergesi verdi. Önerge, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da anlaşmaya ilişkin açıklamasında Türkiye’nin sınırları, tehdit kapsamı ve nihai maliyeti belirsiz yeni bir askerî yükümlülüğe sokulmasına karşı çıktı. Dervişoğlu, Türk askerinin Suudi Arabistan’ın Aramco şirketini korumakla görevlendirilmesine yönelik bir yaklaşımı eleştirdi.

Bu itirazların merkezinde üç soru bulunuyor: Türkiye hangi koşullarda askerî destek sağlayacak, bu desteğin maliyeti ne olacak ve karar süreçlerinde TBMM’nin rolü nasıl işletilecek? Anlaşma metni genel yükümlülükleri belirlese de olası operasyonların ayrıntıları, katkıların kapsamı ve maliyet paylaşımı konusunda kamuya açıklanmış bütünlüklü bir uygulama planı bulunmuyor.

Anlaşmanın taraflarının güvenlik öncelikleri de birbirinden farklı. Suudi Arabistan’ın bölgesel güvenlik ve Husi saldırılarına ilişkin kaygıları, Pakistan’ın Hindistan’la ilişkileri ve Türkiye’nin kendi güvenlik öncelikleri her durumda örtüşmeyebilir. Bu nedenle anlaşmanın gerçek bir kriz sırasında nasıl işleyeceği, yalnızca metindeki genel hükümlerle değil, ileride alınacak kararlarla açıklığa kavuşacak.

Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 2019 mutabakatını kabul etti

İkinci gelişme, Libya’nın doğusunda faaliyet gösteren Temsilciler Meclisi'nin 20 Ekim’de Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı kabul etmesiyle yaşandı. Libya Haber Ajansı ve uluslararası basına yansıyan haberlere göre karar oy birliğiyle alındı. Meclis ayrıca 2020’de Türkiye’ye yönelik boykot ve siyasi ilişkilerin kesilmesine ilişkin kararlarını da kaldırdı.

2019 mutabakatı, Türkiye ile o dönemde Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanmıştı. Türkiye ile Libya’nın Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin koordinatları belirleyen metin, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve kıyıdaş ülkelerin haklarına ilişkin daha geniş bir uyuşmazlığın parçası.

Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisinin kararı siyasi açıdan önem taşıyor; çünkü Libya’daki doğu-batı bölünmesi nedeniyle anlaşma uzun süre ülkenin doğusundaki yasama organının desteğini almamıştı. Bununla birlikte, bu kararın Libya’nın iç hukukundaki sonuçları ile uluslararası hukuk bakımından ortaya çıkarabileceği sonuçları birbirinden ayırmak gerekiyor. Karar, tek başına bütün bölgesel deniz yetki alanı uyuşmazlıklarını çözmüş veya üçüncü ülkelerin itirazlarını ortadan kaldırmış değil.

Yunanistan neden itiraz ediyor?

Yunanistan, Libya Temsilciler Meclisinin kararına karşı çıktı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye-Libya mutabakatının uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu savunarak anlaşmanın Yunanistan dâhil bölgedeki devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini ileri sürdü.

Uyuşmazlığın hukuki merkezinde, adaların deniz yetki alanlarının belirlenmesinde hangi ölçüde etki doğuracağı ve karşılıklı veya bitişik kıyıların nasıl sınırlandırılacağı soruları bulunuyor. Türkiye ile Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki yaklaşımları farklı. Türkiye-Libya mutabakatı da bu görüş ayrılığının önemli başlıklarından biri.

Bedir Mutabakatı

Son olarak ise Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında 21 Ekim’de Doha’da Bedir Mutabakat Zaptı imzalandı. Millî Savunma Bakanlığı'nın açıklamasına göre mutabakat, askerî üretimde işbirliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askerî kabiliyetlerini güçlendirmeyi ve savunma sanayii alanındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyor.

Açıklanan kapsam, ortak üretim, teknik askerî eğitim ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinde işbirliğinin artırılmasını içeriyor. Ancak kamuya açık duyuruda belirli silah sistemleri, ortak üretim tesisleri, finansman miktarları, proje takvimi veya bağlayıcı üretim hedefleri hakkında ayrıntılı bilgi yer almıyor. 

Bedir Mutabakatı, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’ndan hukuki amaç ve kapsam bakımından farklı. Mekke metni, taraflardan birine yönelik saldırı karşısında ortak savunma ve karşılıklı yardım yükümlülüğü getirirken Bedir Mutabakatı’nın açıklanan kapsamı savunma sanayii, askerî üretim, teknik eğitim ve araştırma-geliştirme işbirliğine odaklanıyor. 

İşbirliği kadar uygulama ve denetim de önemli

Söz konusu üç gelişme aynı dönemde yaşansa da içerik bakımından ortak yönleri bulunmuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye’nin iki ülkeyle ortak savunma ve güvenlik ilişkilerini kurumsallaştırmayı amaçlıyor. Libya Temsilciler Meclisinin kararı, Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatına Libya’nın doğusundan gelen siyasi desteği güçlendiriyor. Bedir Mutabakatı ise dört ülke arasında savunma sanayii ve askerî üretim alanındaki işbirliğini geliştirmeyi hedefliyor.

Bununla birlikte bu gelişmelerin hukuki ve siyasi sonuçları da aynı değil. Mekke Anlaşması bakımından TBMM onayı, yürürlüğe giriş ve olası askerî görevlendirmelerin yetkilendirilmesi ayrı aşamalar. Libya kararında, iç hukuk bakımından kabul ile uluslararası deniz hukuku uyuşmazlıklarının çözümü birbirinden ayrılmalı. Bedir Mutabakatı bakımından ise açıklanan işbirliği hedefleri ile somut projelerin hayata geçirilmesi aynı şey değil.

Önümüzdeki dönemde Mekke Anlaşması’nın TBMM’deki görüşmeleri, ortak savunma hükümlerinin nasıl uygulanacağı, Libya mutabakatına ilişkin diplomatik ve hukuki süreçler ve Bedir Mutabakatı kapsamında açıklanacak somut projeler, bu üç gelişmenin gerçek etkisini belirleyecek başlıca başlıklar olacak.