Dervişoğlu’ndan iktidara seçim ve çözüm süreci tepkisi: “Meclis yok, kararı var; seçim kararı yok, tarihi var”

Dervişoğlu’ndan iktidara seçim ve çözüm süreci tepkisi: “Meclis yok, kararı var; seçim kararı yok, tarihi var”

paylaş :

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, grup toplantısında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 2028 seçimlerine ilişkin açıklamasını ve çözüm sürecini eleştirdi. Dış politika ve Bahçeli’nin açıklamalarına da değinen Dervişoğlu, iktidarı devlet yönetimi, hukuk ve milliyetçilik üzerinden hedef aldı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis'te düzenlediği grup toplantısına gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'ın 'seçim tarihi' açıklamasına ilişkin, "Meclis'in henüz vermediği kararın sonucunu bu zat hangi sıfatla ilan etmektedir? Hangi milletvekili, önüne teklif bile gelmeden size taahhüt vermiştir? Ya da millet idaresinin temsilcisi milletvekillerine şantaj mı yapıyorsunuz" dedi. 

Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin  dün yaptığı açıklamalara ilişkin de "Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Bir kusur ve kabahat yada suç aranacaksa; milliyetçilerde değil, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarda aranmalıdır. Ben bu cellatlığa da bu trol kültürüne de bu despotluğa da teslim olmayacağım" diye konuştu.

Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Dış politika eleştirisi

"Türkiye'nin dış politikada ihtiyacı hamaset değil, berraklıktır. Kiminle hangi meselemiz var, hangi hakkımızdan vazgeçmeyiz, nerede pazarlık ederiz, nerede kırmızı çizgi çekeriz; bunlar iç siyasetin günlük ihtiyacına göre değişemez. Komşularımızla kavga aramak akıl değildir. Fakat barış istemekle, hakkından vazgeçmek de aynı şey değildir. 

"Geçen hafta, Karadeniz’de vurulan ve hiç kimsenin ilgilenmediği gemilerimizden ve denizcilerimizden bahsettik. Aynı kayıtsızlık Ege’de de söz konusudur. Yunanistan’ın Ege'deki 12 mil iddiası devam ediyor. Deniz parkları ve balıkçılık yasakları üzerinden yeni fiili durumlar üretmeye çalışıyorlar. 

"Girit-Güney Kıbrıs-İsrail hattındaki denizaltı elektrik kablosu bizim kıta sahanlığı iddialarımızı ilgilendirmektedir. Adaların silahlandırılması meselesi ortadadır. Yunanistan'ın İsrail'le savunma işbirliği de giderek derinleşmekte, Kıbrıs abluka riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Böyle bir tabloda içeriye dönüp 'Mavi Vatan' diye bağırmak yetmez. 

"Mavi Vatan'ın edebiyatını değil, hukukunu ve diplomasisini yapmak gerekir. Bir gün 'Bir gece ansızın gelebiliriz' deyip, ertesi gün Atina'da her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranırsanız ne sertliğinizin bir ağırlığı kalır, ne de yumuşamanızın bir değeri. Devlet politikası sarkaç değildir. Bir ucunda slogan, öbür ucunda suskunluk varsa, orta yerde ancak bir sefalet sallanır.

Mekke Anlaşması

"Anlaşılmaktadır ki, Türkiye Orta Doğu’ya ne denli hoyratça yaklaşırsa, Türk coğrafyasında zemin kaybetmektedir. Hoyratça yaklaşmaktan kastım şudur: Bir yandan Trump’ın dış politikasının taşeronluğunu üstlenme hevesinden, diğer yandan da bu çarkı gizlemek için girilen rollerden bahsediyorum. İspatını mı soruyorsunuz? Yine Trump’tır. "Mekke ittifakı ve Suudi Arabistan-Yemen Savaşı için sorulan soruya, 'Erdoğan Husiler konusunda 'istediğimi yapacaktır' diyor. Hem de kameralar önünde hem de canlı yayında. Kutsal mekanları korumak için yapıldığı iddia edilen anlaşmanın aldığı hale bakın. 

"Türkiye, İsrail ve Mısır, Suudi Arabistan’ı korumak için aynı eksende buluşuyor. Trump Ortadoğu’da bir ittifak kuruyor ve Türk askerinin de bu projede rol oynamasını bekliyor. Karşılığında ise parasını ödediğimiz uçakları değil, Erdoğan’a, has be has Amerikan malı meşruiyet bahşediyor. Bunu halka anlatmayan iktidar ise aldığı açık çekin karşılığında, iç siyaseti hem otoriterleşerek felç ediyor, hem de Filistin davasının şövalyesi olduğunun propagandasını yapıyor. 

"Gazze kürsülerinde başka, ticaret masasında başka, miting meydanında başka, güvenlik denkleminde başka bir Türkiye anlatamazsınız. İşinize geldiğinde kutsal değer, işinize geldiğinde reel-politik, işinize geldiğinde düşman, işinize geldiğinde ortak... Lafı uzatmayıp açık açık sorayım: Yahu siz kutsal toprakları, Mekke’yi, Kâbe’mizi İsrail’le birlikte mi koruyacaksınız onu söyleyin bana? Bunun adı devlet aklı değildir. Bunun tek bir adı vardır, o da yukarıdan aşığıya sağdan sola eyyamcılıktır. Başka bir adı yoktur."

Mehmet Uçum’a yanıt

"Bir süredir iktidarın çevresinde yeni bir sözlük dolaşıyor: 'Rutin dışı yasama', 'irade seviyeleri', 'fikri aksatma', itiraza karşı 'tedbir'. Bu kelimeler tesadüf değildir. Oportünist siyasi geçmişinden, Alman sivil toplum vakıflarının avukatlığına, oradan da Cumhurbaşkanı danışmanlığına tayin ve terfi edilen zat, geçtiğimiz günlerde 2028 seçimlerinin mart veya nisan ayında yapılmasının 'büyük ölçüde netleştiğini' söyledi. İyi de netleşen nedir? Anayasa ortadadır. Seçimlerin yenilenmesi için Meclis kararı gerektiği ortadadır. Meclis o kararı vermiş midir? Hayır. 

"O halde bugünkü Meclis'in henüz vermediği kararın sonucunu bu zat hangi sıfatla ilan etmektedir? Daha açık sorayım: Eksik irade nereden gelmektedir? Hangi milletvekili, önüne teklif bile gelmeden size taahhüt vermiştir? Ya da millet idaresinin temsilcisi milletvekillerine şantaj mı yapıyorsunuz? Aynı usul her yerde karşımıza çıkmaktadır. Anayasada hile yapmayı kendine hak gören, borsada düzenbazlıkla soygunu millete reva gören, kutsalı istismar ederek siyaset yapanlar için bunlar kaçınılmaz şeylerdir. 

Çözüm süreci

"Terör örgütünün fiili varlığının sona erdiğine ve silahların teslim edildiğine ilişkin tespit henüz yapılmamış, fakat o tespitin yıl bitmeden yapılması için 'en yüksek çaba' istenmektedir. Yani tespiti yapacak kurum daha karar vermeden, kararın takvimi ve arzulanan neticesi önüne konulmaktadır. 29'uncu Dönem Meclisi daha seçilmemiş. Millet sandığa gitmemiş. 

"Hangi parti kaç sandalye alacak, kim milletvekili olacak, nasıl bir siyasi denge doğacak bilinmiyor. Ama o Meclis'in yeni anayasayı kabul edip millete sunmasının 'kaçınılmaz' olduğu bugünden ilan ediliyor. Şimdi tabloya bakın: Meclis yok, kararı var. Seçim kararı yok, tarihi var. Tespit yok, neticesi var. Kehanet mi? Öngörü mü? Talimat mıdır? Yoksa önceden yazılmış bir senaryonun suflesini mi veriyorsunuz? Bunun kibarcası ihsas-ı rey; safçası doğmamış çocuğa don biçmektir. Gerçekte ise suça göre hukuk, günaha göre fetva, iktidara göre devlet uydurmaktır. 

Bahçeli’nin açıklaması

"Bugün Türkiye için birbirini besleyen üç büyük tehlike görüyoruz: Bir, devlet kurumsallığının çöküşü; İki, toplumsal mutabakatın bozulması; üç, hak ve hürriyetlerin zayıflatılması. Bunlar birbirinden bağımsız değildir. Kurumlar çöktükçe hukuk şahsileşir; hukuk şahsileştikçe insanlar birbirine güvenmez; güven kayboldukça toplum öfkeye, korkuya ve kabileciliğe teslim olur. 

"İYİ Parti bu yüzden yalnızca muasır, tarafsız ve anayasal bir devleti savunmaz. O devleti ayakta tutacak ve koruyacak medeni toplumu da savunur. Biz, kutuplaşmayı siyaset, öfkeyi fikir, travmalara yaslanan oy avcılığını marifet saymıyoruz. Biz, insanları korkutarak değil, insanlara güvenerek siyaset yapıyoruz. Türk milletine duyduğumuz güvenin özünde milli seciyemiz, milli karakterimiz vardır. Nasıl bir Türkiye istiyoruz? Nasıl şehirler, nasıl sokaklar, nasıl bir edebiyat istiyoruz? 

"Nasıl bir estetikle bakıyoruz dünyaya? Düşlediğimizle, yaşadığımız zaman arasında, tehlikeler ve imkanlar arasında makul bir denge kurabiliyor muyuz? Bunlara cevap verebiliyorsak karakter yükselir, ahlak yükselir. Türklük diye sevdiğimiz o muhayyel aidiyet de, o zaman ayakları yere basarak yükselir. Biz, sorunu saklamadan anlatıyor, çözümünü tane tane gösteriyoruz. Fiziki ya da dijital bir barbarlığın parçası olmayı reddediyoruz."