Research İstanbul’un “Ev Hali 2026” araştırması, Türkiye’de hane yapısının giderek çeşitlendiğini ve evin yalnızca barınma alanı olmaktan çıkarak ekonomik dayanışma, bakım yükü ve kuşaklar arası destek merkezi haline geldiğini ortaya koyuyor. 2009 kişiyle yapılan araştırmada, haneler 11 farklı tipe ayrılarak incelendi. Araştırmaya göre yalnızca çiftlerden oluşan hanelerin yüzde 52’si çift gelirliyken, yüzde 48’i tek gelirli ya da emekli çiftlerden oluşuyor. Çocuklu çekirdek ailelerde ise 23 yaş ve üzeri çocukların önemli bir kısmı çalışmasına rağmen aile hanesinde yaşamayı sürdürüyor; bu tablo, genç yetişkinlerin evden ayrılma sürecinde ekonomik koşulların belirleyici olduğunu gösteriyor. Raporda, son beş yılda evden ayrılıp geri dönen kişi bulunan hanelerin oranı yüzde 4 olarak ölçülürken, bakım ihtiyacı geniş ailelerde belirgin biçimde öne çıkıyor. Tüm örneklemde hanede yardıma veya bakıma ihtiyaç duyan kişi oranı yüzde 7 iken, geniş ailelerde bu oran yüzde 41’e yükseliyor; bu da evin kriz dönemlerinde sosyal güvenlik tamponu işlevi gördüğüne işaret ediyor.
Research İstanbul’un Nisan 2026 tarihli “Ev Hali 2026” araştırması, Türkiye’de hane yapılarının giderek çeşitlendiğini, evin yalnızca bir barınma alanı olmaktan çıkarak ekonomik dayanıklılık, bakım emeği, kuşaklar arası destek ve gündelik yaşam kararlarının merkezi haline geldiğini ortaya koyuyor.
Araştırma, 3 Mart–10 Nisan 2026 tarihleri arasında 2009 kişiyle, bilgisayar destekli yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirildi. İstanbul, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Ankara, Adana, Kayseri, Samsun, Trabzon, Erzurum, Van ve Gaziantep olmak üzere 12 ilde yapılan çalışma, hanelerde günlük yaşam, yemek, temizlik ve alışveriş alışkanlıklarına ilişkin kararlara katılan kişilerle yürütüldü.
Araştırmada haneler tek bir aile modeli üzerinden değil, 11 farklı hane tipi üzerinden ele alındı. Yalnız yaşayan emekliler, yalnız yaşayan çalışanlar, çift gelirli çiftler, çift gelirli olmayan çiftler, yeni evli çiftler, küçük çocuklu çekirdek aileler, genç çocuklu çekirdek aileler, yetişkin çocuklu çekirdek aileler, tek ebeveynli aileler, geniş aileler ve ev arkadaşlığı/öğrenci evleri ayrı kategoriler olarak incelendi. Bu sınıflandırma, Türkiye’de “ev” deneyiminin artık klasik çekirdek aile modeliyle açıklanamayacak kadar farklılaştığını gösteriyor.
Araştırmanın öne çıkan bulgularından biri, yalnızca çiftlerden oluşan hanelerde gelir yapısının neredeyse ikiye bölünmüş olması. Bu hanelerin yüzde 52’sinde çiftin her iki üyesi de çalışırken, yüzde 48’inde yalnızca bir kişi çalışıyor ya da iki kişi de emekli durumda. Bu tablo, aynı hane tipi içinde bile ekonomik kapasite, tüketim davranışı ve krizlere karşı dayanıklılığın farklılaştığını gösteriyor.
Çiftlerden oluşan hanelerin yüzde 67’si çocuk sahibi olmayan çiftlerden oluşurken, yüzde 33’ü çocuk sahibi olmakla birlikte çocukları aynı hanede yaşamayan çiftlerden oluşuyor. Ayrıca bu grubun yüzde 24’ünü evleneli bir yıldan kısa süre geçmiş yeni evli çiftler oluşturuyor. Araştırma, yeni evli çiftleri de ayrı bir alt grup olarak değerlendirerek, ev kurma, harcama, tüketim ve yaşam alanı ihtiyaçlarının bu kesimde farklılaştığına işaret ediyor.
Çocuklu çekirdek ailelerde ise çocukların yaşı, hane yapısının en belirleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Eşler ve çocuklardan oluşan çekirdek ailelerin yüzde 43’ünde 15 yaş ve altı çocuk, yüzde 28’inde 16–22 yaş arası çocuk, yüzde 41’inde ise 23 yaş ve üzeri çocuk bulunuyor. Bu veri, çocuklu hanelerin de kendi içinde tek tip olmadığını; okul öncesi çocuk sahibi ailelerle, üniversite çağında ya da yetişkin çocukla yaşayan ailelerin ihtiyaçlarının birbirinden ayrıştığını gösteriyor.
Araştırmanın dikkat çeken başlıklarından biri de yetişkin çocukların aile hanesindeki varlığı. 23 yaş ve üzeri çocukların bulunduğu hanelerde, bu yetişkin çocukların yüzde 72’si çalışıyor. Buna rağmen aileyle aynı evde yaşamaya devam etmeleri, Türkiye’de genç yetişkinlerin evden ayrılma süreçlerinin ekonomik koşullar, kira maliyetleri, iş güvencesi ve aile dayanışması gibi faktörlerle yakından ilişkili olduğunu düşündürüyor.
Raporda, son beş yıl içinde evden ayrılıp yeniden aile hanesine dönen kişilere ilişkin veriler de yer alıyor. Buna göre, hanelerin yüzde 4’ünde daha önce evden ayrılıp son beş yıl içinde geri dönen bir kişi bulunuyor. Geri dönüş nedenleri arasında eğitim veya iş değişikliği ilk sırada yer alırken, sağlık ve bakım ihtiyacı, boşanma veya ayrılık ile ekonomik nedenler de öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor.
Bu bulgu, evin yalnızca gündelik yaşamın sürdürüldüğü bir mekân değil, aynı zamanda kriz dönemlerinde geri dönülen bir güvenlik alanı olduğunu gösteriyor. Özellikle geniş ailelerde ve yetişkin çocuklu çekirdek ailelerde eve geri dönen kişi bulunma oranının daha yüksek olması, hane içi dayanışmanın ekonomik ve sosyal baskılar karşısında yeniden önem kazandığını ortaya koyuyor.
Bakım ihtiyacı da araştırmanın önemli göstergelerinden biri. Tüm örneklemde, hanede günlük yaşamında yardıma veya bakıma ihtiyaç duyan bir kişi bulunma oranı yüzde 7 olarak ölçülürken, geniş ailelerde bu oran yüzde 41’e kadar yükseliyor. Bu veri, geniş aile yapısının yalnızca geleneksel bir tercih olmadığını; yaşlılık, hastalık, engellilik veya gündelik bakım ihtiyacı gibi nedenlerle işlevsel bir sosyal destek mekanizması olarak da varlığını sürdürdüğünü gösteriyor.
Araştırmada evcil hayvan sahipliği de ayrıca ölçüldü. Tüm örneklemde evcil hayvan sahipliği oranı yüzde 18 olarak kaydedildi. Bu oran, ev içi yaşam pratiklerinin yalnızca aile üyeleri veya ekonomik kararlarla değil, bakım, duygusal bağ ve gündelik rutinler üzerinden de farklılaştığını gösteren yan göstergelerden biri olarak değerlendirilebilir.
“Ev Hali 2026” araştırmasının mevcut bulguları, Türkiye’de hanenin giderek çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü ortaya koyuyor. Aynı çatı altında yaşayan kişilerin çalışma durumu, yaş grubu, bakım ihtiyacı, çocukların evde kalma süresi, evden ayrılıp geri dönme deneyimi ve gelir yapısı, ev içi hayatı doğrudan şekillendiriyor.
Bu tablo, kamu politikaları açısından da önemli sonuçlar içeriyor. Belediyeler ve sosyal politika kurumları açısından tek tip aile veya tek tip hane varsayımıyla hizmet tasarlamak giderek daha yetersiz hale geliyor. Küçük çocuklu aileler için kreş, okul öncesi destek, oyun alanı ve beslenme politikaları öne çıkarken; yetişkin çocuklu ailelerde istihdam, uygun konut, gençlik destekleri ve psikososyal hizmetler daha görünür hale geliyor. Geniş ailelerde ise evde bakım, yaşlı destek hizmetleri, erişilebilir ulaşım ve sosyal yardım mekanizmaları kritik önem taşıyor.
Özel sektör açısından da araştırma, hane tiplerine göre farklılaşan tüketim davranışlarına işaret ediyor. Gıda, temizlik, ev bakım, tadilat, evcil hayvan ürünleri, dijital abonelikler ve küçük ev aletleri gibi alanlarda tek bir tüketici profili yerine, hane kompozisyonuna göre değişen ihtiyaçların dikkate alınması gerekiyor.
Araştırmanın ilk bölümünden çıkan temel sonuç, Türkiye’de evin yeniden tanımlandığı yönünde. Ev, artık yalnızca aile bireylerinin yaşadığı fiziksel bir alan değil; ekonomik baskıların yönetildiği, bakım yükünün paylaşıldığı, genç yetişkinlerin hayata tutunduğu, yaşlıların desteklendiği ve kuşaklar arası dayanışmanın sürdüğü bir merkez haline geliyor.
Raporun ilerleyen başlıkları arasında finansal yapı, evde geçirilen vakit, yemek ve beslenme alışkanlıkları, temizlik alışkanlıkları, tadilat ve bakım ile tematik endeksler ve segmentasyon analizi de yer alıyor. Ancak mevcut dosyada bu bölümlerin ayrıntılı veri sayfaları değil, bölüm kapakları bulunuyor. Bu nedenle raporun tamamı yayımlandığında, Türkiye’de ev içi yaşamın ekonomik, kültürel ve tüketim boyutlarına ilişkin daha kapsamlı bir tablo ortaya çıkması bekleniyor.

