Berlin'de Ukrayna müzakereleri: Avrupa nerede duruyor?

Berlin'de Ukrayna müzakereleri: Avrupa nerede duruyor?

paylaş :

Berlin şu sıralar, Batı’nın Ukrayna savaşını sona erdirme çabalarının merkezi konumunda. Volodimir Zelenskiy’nin ABD’li müzakerecilerle görüşmeleri, bu pazartesi günü Şansölyelik’te sürüyor. Şansölye Friedrich Merz, akşam için Avrupalı devlet ve hükümet liderleri ile AB ve NATO’nun üst düzey isimlerini davet etti. Avrupa basını, mevcut koşullar altındaki nirengi noktalarına işaret ediyor.

Berlin, Aralık ortasında Ukrayna savaşını sona erdirmeye dönük Batı diplomasisinin merkezine dönüşmüş durumda. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile ABD’li müzakereciler arasındaki temaslar Şansölyelik’te sürerken, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in ev sahipliğinde Avrupa Birliği ve NATO’nun üst düzey temsilcilerinin katıldığı geniş bir siyasi temas trafiği yaşanıyor. Ancak Avrupa basınına yansıyan yorumlar, masadaki esas sorunun hâlâ yanıtsız olduğunu gösteriyor: Barış kimin şartlarında ve hangi bedelle sağlanacak? EuroTopics'in derlemesi farklı görüşleri bir araya getiriyor

“Trump’ın İhtiyacı Bir Fotoğraf”

Siyaset bilimci Kateryna Roschuk’a göre, adil bir barış anlaşması mevcut koşullar altında neredeyse imkânsız. Roschuk, ABD, Ukrayna ve Rusya’nın aynı kavrama farklı anlamlar yüklediğini vurguluyor. Ona göre Washington ve Kiev “makul” bir barış üzerinde çalışırken, Moskova yalnızca çalışıyormuş izlenimi veriyor. Bu denklemde belirleyici unsurun ise Donald Trump’ın siyasi hesapları olduğu ifade ediliyor. Roschuk, Trump’ın asıl hedefinin Zelenskiy ve Vladimir Putin’in Oval Ofis’te el sıkıştığı “çığır açıcı” bir kare olduğunu savunuyor. İçeriği belirsiz bir anlaşmanın dahi, Trump için küresel prestij ve Nobel Barış Ödülü yolunu açabileceği düşüncesi, barışın niteliğini ikinci plana itiyor. Bu tabloya göre Rusya sahada avantajlı olduğuna inanıyor ve ABD’den ciddi bir engelle karşılaşmadığını düşünüyor. Ukrayna ise varoluşsal bir mücadele veriyor.

Gayriadil Barış Avrupa İçin Risk

Finlandiya’dan Aamulehti gazetesi, Ukrayna’ya dayatılacak gayriadil bir barışın yalnızca Kiev’i değil, tüm Avrupa’yı istikrarsızlaştıracağını vurguluyor. Gazeteye göre, olası toprak tavizlerinin masadan kalkması ve Ukrayna’ya güçlü güvenlik garantilerinin sağlanması için hem ABD’nin hem de özellikle Rusya’nın ciddi geri adımlar atması gerekiyor. Ancak mevcut müzakereler bu senaryodan oldukça uzak. Gazete, Ukrayna’nın zorla kabul edeceği bir anlaşmanın Putin tarafından stratejik bir zafer olarak okunacağını ve bunun Avrupa güvenliği açısından uzun vadeli sonuçlar doğuracağını hatırlatıyor.

“En Azından Yeniden Masadayız”

Almanya’dan Frankfurter Rundschau ise daha temkinli bir iyimserlik sunuyor. Gazeteye göre, Avrupa ülkeleri ABD’yi, dondurulmuş Rus varlıklarını kendi ekonomik çıkarları için kullanma fikrinden vazgeçirmeye çalışarak sınırlı da olsa bir etki alanı yaratabilir. Ayrıca Washington’un, Putin’in meselenin özünde ekonomik değil, emperyal bir hedef taşıdığını daha net görmesi sağlanabilir. Bu bakış açısına göre, Avrupa’nın asıl kazanımı, bir süre dışlandığı ABD–Rusya eksenli görüşmelerin ardından yeniden masaya dönmesi. Bu durum, Avrupa’nın zedelenen diplomatik özgüvenini onarması açısından da önem taşıyor.

İtalya İçin Taraf Seçme Zamanı

İtalya’da La Repubblica’de yazan eski AB Komiseri Paolo Gentiloni ise tartışmayı Avrupa içi bir fay hattına taşıyor. Gentiloni’ye göre, Başbakan Giorgia Meloni artık net bir pozisyon almak zorunda. Londra’daki “gönüllüler koalisyonu” toplantılarından dışlanan İtalya’nın, Berlin’de nasıl bir tutum sergileyeceği kritik Gentiloni, Meloni’nin şimdiye kadar ABD ile ideolojik yakınlığı, Avrupa’ya aidiyetle dengelemeye çalıştığını ancak bu manevra alanının hızla daraldığını belirtiyor. Mevcut koşullar, İtalya’yı –ve dolayısıyla Avrupa’yı– yakın zamanda bir taraf seçmeye zorlayabilir.

Sonuç: Avrupa Masada Ama Ağırlığı Tartışmalı

Berlin’deki temaslar, Avrupa’nın tamamen devre dışı kalmadığını gösteriyor. Ancak basına yansıyan değerlendirmeler, Avrupa’nın hâlâ oyunun kurucusu olmaktan çok, sonuçları sınırlı biçimde etkilemeye çalışan bir aktör konumunda olduğunu ortaya koyuyor. Barış ihtimali konuşulurken, “adil barış” kavramının içi hâlâ boş ve bu boşluk, Avrupa’nın güvenlik mimarisi açısından giderek daha kritik hale geliyor.