ABD hükümetinin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın “medeniyetin çöküşü” riskiyle karşı karşıya olduğunu ileri sürerken, Washington’un “Avrupalı siyasi müttefikleri” destekleyeceğini de belirtiyor. Belgede Avrupa’nın iç siyasetine yönelen açık müdahale sinyalleri, kıta genelinde yoğun tartışmalara yol açtı. Avrupa basınına göre Washington’un yeni tutumu; seçimlere etki, Avrupa’yı bölme riski, Trump/Vance çizgisinin yayılması, AB’nin stratejik bağımsızlığı gibi konularda ciddi bir alarm niteliğinde.
EuroTopics'in derlemesine göre, ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Avrupa’da geniş yankı uyandırırken, kıtadaki gazeteler metni farklı açılardan okuyor ancak ortak noktaları, Washington’ın Avrupa’nın iç siyasetine müdahale ettiği ve kıtanın güvenlik mimarisinin köklü biçimde değişmekte olduğu yönünde birleşiyor.
Portekiz’den Público’ya göre, yeni strateji ABD dış politikasının demokratik değerlerden tamamen uzaklaştığını gösteriyor. Washington artık liberal demokrasiyi değil, Macaristan gibi illiberal modelleri teşvik ediyor ve Avrupa’nın bu çizgiye çekilmek istendiği açık biçimde hissediliyor.
İspanya’da El Mundo’ya göre, ABD Avrupa’nın artık kendi güvenliğini kendi sağlamak zorunda olduğunu ilan etmiş durumda. Washington’ın “Avrupalı yurtsever partileri” destekleyecek olması, Avrupa’nın iç siyasetine doğrudan müdahale anlamına geliyor ve bu durum Avrupa açısından tarihi bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Fransa’da Ouest-France, Avrupa’nın ABD karşısında pasif kalmaması gerektiğini ancak paniklenmeden hareket edilmesi gerektiğini belirtiyor. Gazeteye göre Avrupa bundan sonra ne Washington’ın vasalı olmalı ne de Moskova’nın baskısı karşısında savunmasız kalmalı; kendi nüfuz alanını tanımlayacak stratejik kararı vermek zorunda.
Finlandiya’da Helsingin Sanomat, ABD’nin bıraktığı askeri boşluğun doldurulmasının en az on ila on beş yıl alacağını, ancak Avrupa’nın bu kadar zamana sahip olmayabileceğini vurguluyor. Sürekli seçim dönemlerine giren Avrupa ülkelerinin dış müdahalelere açık hale gelmesi de ayrı bir kırılganlık yaratıyor.
İsveç’te Aftonbladet, Trump’ın yeni stratejisinin Avrupa’daki siyasi ateşi daha da harladığını düşünüyor. Almanya’da AfD’nin, İngiltere’de Reform UK’in ve birçok ülkede aşırı sağın yükselişi göz önüne alındığında, ABD’nin söyleminin kıtadaki siyasal istikrarsızlığı derinleştirdiği değerlendiriliyor.
İsveç’ten Svenska Dagbladet ise stratejide Rusya’nın tehdit olarak tanımlanmamasına dikkat çekiyor. Kremlin’in memnuniyet açıklaması, ABD’nin yeni çizgisinin Rusya’nın çıkarlarıyla uyumlu olduğu izlenimini güçlendiriyor.
İsviçre’de Tages-Anzeiger, Avrupa’nın kısa vadede ABD kaynaklı provokasyonları sineye çekmek zorunda olduğunu çünkü hâlâ kıtada on binlerce Amerikan askeri bulunduğunu belirtiyor. Ancak bu durumun, Avrupa’nın kendi değerlerinden vazgeçmesi anlamına gelmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Birleşik Krallık’ta The Sunday Times, Trump’ın NATO’nun savunma garantilerine sadık kalacağını varsaymanın hatalı olacağını yazıyor. Avrupa’nın kendi savunmasını ciddiyetle üstlenmesi gerektiğini, aksi takdirde ABD, Rusya ve Çin’in şantajlarına açık hale geleceğini belirtiyor.
Slovakya’da Dennik Postoj, ABD’nin yeni stratejisinin Avrupa devletlerinin egemenliğine şimdiye kadar hiçbir Amerikan yönetiminin yapmadığı kadar açık bir müdahale içerdiğini savunuyor. Ancak Avrupa halen güvenlikte ABD’ye bağımlı olduğu için buna karşı çıkacak güce sahip görünmüyor.
Romanya/Macaristan hattındaki Maszol, belgenin Trumpizm’den ziyade daha sistematik bir ideolojik yönelime, yani Vanceizm’e işaret ettiğini düşünüyor. Bu strateji, gelecekte ABD’de Vance liderliğinde daha keskin bir yön değişikliğinin habercisi olarak okunuyor.
Türkiye’de Karar’dan Fehmi Koru’ya göre, Trump’ın etkisi yalnızca ABD ile sınırlı değil; Avrupa’daki illiberal, demokratik normları geri plana iten hareketleri de güçlendiriyor. Bu durum, küresel ölçekte popülist sağın meşruiyet kazanmasına yol açabilir.
Ukrayna’dan Viktor Şlintçak ise ABD’nin artık Avrupa cephesinde sonsuz bir savaş döngüsü değil, öngörülebilir bir istikrar aradığını belirtiyor. Şlintçak’a göre Ukrayna meselesi artık Çin ile ABD arasındaki büyük güç rekabeti çerçevesinde değerlendiriliyor ve amaç Rusya’yı caydırmak, savaş kapasitesini sınırlamak.
Sonuç olarak Avrupa basını, ABD’nin yeni güvenlik stratejisini; iç siyasete müdahale, illiberal akımların güçlenmesi, NATO’nun zayıflaması, Rusya-Çin ekseninde yeni dengelerin kurulması ve AB’nin kendi savunma sorumluluğunu üstlenme zorunluluğu gibi çok boyutlu etkileri olan bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Avrupa’nın nasıl ve ne hızda tepki vereceği ise bu yeni dönemin gidişatını belirleyecek en kritik unsur olarak ortaya çıkıyor.

