CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası'nın 28'inci günü başladı. Bugün, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Adem Soytekin, savunmasında, etkin pişmanlık sürecine nasıl girdiği anlattı. Soytekin, "'Etkin pişmanlık yapan iftiracıdır, yalancıdır, iftira atıyor' ya da 'önüne konan önceden hazırlanmış belgeleri imzalayarak tahliye edildi, baskı altında ifade verdi' şeklindeki söylemleri kendi adıma kesin bir dille reddediyorum. Çünkü ben aldığım ifadenin hiçbir aşamasında baskıyla ya da 'şunu imzala, evine git' gibi bir söylemle karşılaşmadım. Peki, 'Ben neden etkin pişmanlık yaptım?' sorusuna gelirsek: Suç işlemediğimi anlatabilmek, eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa bu örgütün içindeysem 'pişmanım' demek için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandım” dedi.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 28'inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Duruşma, saat 10:59’da etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Adem Soytekin’in savunmasıyla başladı.
Soytekin’in mahkemeye dilekçe sunarak "Birçok kez ifade vererek dosyanın aydınlatılmasına katkı sundum. Gerginlik nedeniyle duruşmalara katılmakta zorlanıyorum” dediği öğrenilmişti. Soytekin bu nedenle savunma sırasının öne alınmasını talep etmişti.
Dün ise Mahkeme Heyeti, savunmaların alınması için hazırlanan listede 105. sırada bulunan Adem Soytekin'in, "savunmasının öne alınması" talebini kabul ettiklerini açıkladı. Mahkeme Başkanı, "Savunmanı hazırlarsan seni Mehmet Pehlivan'dan sonra dinleyeceğiz. Sonra yazı yazacağız, seni duruşmaya getirmeyeceğiz" dedi.
“Ben aldığım ifadenin hiçbir aşamasında baskıyla ya da ‘şunu imzala, evine git’ gibi bir söylemle karşılaşmadım”
Soytekin, savunmasında, etkin pişmanlık ifadesindeki “baskı” iddialarını reddederek, şunları kaydetti:
"Sayın Başkan, sayın heyet; eylemlere geçmeden önce bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum ki bu konu benim açımdan çok önemlidir. Şöyle ki; 'etkin pişmanlık yapan iftiracıdır, yalancıdır, iftira atıyor' ya da 'önüne konan önceden hazırlanmış belgeleri imzalayarak tahliye edildi, baskı altında ifade verdi' şeklindeki söylemleri kendi adıma kesin bir dille reddediyorum. Çünkü ben aldığım ifadenin hiçbir aşamasında baskıyla ya da 'şunu imzala, evine git' gibi bir söylemle karşılaşmadım. Peki, 'Ben neden etkin pişmanlık yaptım?' sorusuna gelirsek: Suç işlemediğimi anlatabilmek, eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa bu örgütün içindeysem 'pişmanım' demek için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandım. Peki, etkin pişmanlık yapmasaydım ne olacaktı? Zaman zaman bu soruyu ben de kendime sordum ve cevabını savunmamın sonunda vereceğim.
Soytekin, etkin pişmanlık sürecini anlattı: “Rüşvet iddiaları beni aşırı derecede rahatsız ediyordu”
Ben, 19 Mart günü sabah saat 05.00 veya 06.00'da bir şafak baskınıyla gözaltına alınmadım; çünkü polisler beni evimde bulamamıştı. Ben, trafik durumundan kaynaklı olarak sabah erken saatlerde şantiyeleri gezen biriyim. 19 Mart sabahı Tuzla şantiyesine gitmiştim. Sabah saat 07.00'de beni telefonla arayan Mali Şube polisleriyle bir saat sonra Zeytinburnu'nda buluştuk ve gözaltına alındım. Sonrasında dört gün Vatan Emniyet'te kaldım ve tutuklandım. Önce Silivri, sonra Tekirdağ Cezaevi'ne gönderildim. Nisan sonu mayıs başı gibiydi; dosyada ifade veren bazı Beylikdüzü müteahhitlerinin beyanları basında yer almaya başladı. Bu müteahhitler, 'Şu kadar rüşvet verdim; parayı Fatih Keleş'e, daire ve dükkanları ise Adem Soytekin’e verdim' şeklinde ifadeler veriyorlardı. Bu durum, beni aşırı derecede rahatsız etti. Bunun üzerine, o dönem vekaletli avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındakilerle irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla durumun izah edilmesini istedim.
"Yaptığım işlerin bedellerinin rüşvet olarak yansıtılması ve yalnız bırakılmam üzerine, etkin pişmanlık sürecine başladım”
Basında bu şekilde çıkan haberlerde, bazı müteahhitlerin belediyeye yaptığım işlerin hak edişi olarak bana verdikleri çek ve taşınmazları 'rüşvet' olarak nitelendirdiklerini, bunun gerçeği yansıtmadığını ve beni çok rahatsız ettiğini belirttim. Durumun böyle olmadığını en iyi belediye yetkililerinin bildiğini, gerekirse tüm belgeleri, faturaları ve belediyeyle olan cari tablomuzu kendilerine gönderebileceğimizi ilettim. Bu konuda ivedi olarak açıklama yapmaları gerektiğini söyledim; çünkü böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu nezdinde doğru yerde konumlandıracaktı. Gerçek zaten buydu; onlardan olmayan bir şeyi söylemelerini istememişimdir. Ancak Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünü ve böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Nedenini sorduğumda sadece yapılmayacağını yineledi. Ben de bunun üzerine, 'Madem öyle, tüm bunları kendim açıklarım' dedim. Hatta kendisi, 'Etkin pişmanlık yapacaksan senin savunmanı üstlenmem' dedi. İşte etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin hak edişleri olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından yalnız bırakılmam üzerine, kendimi ailemle ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla etkin pişmanlık sürecine başladım.
Bu süreçte aldığımız tüm ödemeler, Eylem 11'de bahsi geçen kamu adına yaptığımız yapılara istinaden tahakkuk eden hak edişlerimize ilişkindir. Kamu mülkiyetinde bulunan bu yapıların inşasında hiçbir şekilde kamu kaynağı kullanılmamış, ödemeler tarafımıza yönlendirilen firmalar üzerinden yapılmıştır. Yine belirttiğim gibi; bu ödemelerin hangi amaçla yapıldığını ve neyin karşılığı olduğunu bilmemekteyim. Müşteki beyanlarından anlaşılacağı üzere, aramızda herhangi bir tanışıklık yoktur. Tanımadığım kişilerin belediye ile arasındaki anlaşma sürecini bilmem mümkün değildir. Ben kamu görevlisi değilim; sadece işini yapan ve hak edişini alan bir müteahhidim. Tüm durumum bundan ibarettir.
“Ben Ali Kurt’la hiçbir dönemde satın alma sürecinde araç konuşmadım”
Ali Kurt, savunmasında çok kez tekrarladı, defalarca 'Adem Soytekin’in ifadesinden sonra tutuklandım' dedi. Ama bu doğru değil. Dosyayı gerçekten okuyan biri böyle bir şey söylemez. Bu iddianame açıklandıktan sonra dosyayı baştan sona inceledik. Eylem 28’in eklerinde, benim çalışanlarım hakkında 26 Mayıs 2025 tarihli savcılık sevk yazısı var. Ekranda da görüldüğü gibi, bu yazıda açıkça ne yazıyor? 'KİPTAŞ’a verilen rüşvete aracılık etme.' Tarih 26 Mayıs. O tarihte ben ifade vermiş miyim? Hayır. Ne ben ifade vermişim ne çalışanlarım ifade vermiş. Herkes gözaltında. Ali Kurt da gözaltında.
Yani ortada benim beyanım yokken savcılık zaten durumdan haberdar ve suçlamayı kurmuş. Bu yüzden Murat Erenler’i, 'KİPTAŞ’a verilen rüşvete aracılık etme' suç şüphesiyle tutuklamış. Ben 16 Haziran 2025'te, bu tutuklamadan 20-21 gün sonra etkin pişmanlık ifadesi veriyorum; kapsamlı ifade veriyoruz. Orada bana bu iddia soruluyor, ben de bildiğim ne varsa açıkça, şeffaflıkla anlatıyorum. Şimdi ben ifade verdiğim gün Ali Kurt 20 gündür tutuklu. Ali Bey tutuklandıktan sonra örgüt dosyasından nasıl oluyor da tahliye olmuyor? Buradaki pek çok kişinin söylediklerinden biliyorum ben de; hani etkin pişmanlık... Ali Kurt Bey etkin pişmanlığa gitmiş de savcı bey kendisine, 'Ya senin hakkında Adem’in iddiaları var, dolayısıyla seni bırakamayız' mı demiş?
Ya da ben, Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ndeyken Ali Kurt benim yüzümden nasıl tutuklanmış? Yani ben şöyle mi demeliyim: Eğer bir isnat veya iddia ortaya koyacaksak, ben de başkasının yüzünden tutuklandım. Benim ikinci kez tutuklanmamda mesela Veysel Erçelik, Mustafa Keleş, Dursun Keleş’in ortak, birbirlerini doğrulayan ifadeleri ve bazı şeyler vardı. Ben bunu hiçbir zaman dillendirmedim. Herkes gelecek burada anlatacak; biz de iki kelam etmemiz gerekiyorsa iki kelam ederiz.
Ben o süreçte Ali Kurt’la asla görüşmedim. Ali Kurt bana 'Bir araba al' falan demedi. Tamamen ifademde açık ve net belirttiğim gibi, bunu ortağım Erdal Tokmakçı demiştir. Yani Erdal Tokmakçı dedi. Deseniz ki bana, 'Sen Ali’nin Erdal’a söylediğini duydun mu?' Hayır, duymadım, görmedim. Ama bu 'duymadım, görmedim' diye akşam bazı havuz medya tarafında manşet olmasın. Yani Ali Kurt hakkında ifademde belirttiğim neyse, noktası virgülüne aynıdır.
"Mehmet Pehlivan, söylediklerimin tamamen yalan olduğunu söylüyor. Ama gerçek öyle değil”
Mehmet Pehlivan çıkmış, benim söylediklerimin tamamen yalan olduğunu söylüyor; hatta işi ileriye götürüp 'hayal ürünü toplantı' diyor. Ama gerçek öyle değil. O toplantı hayal falan değil, bal gibi de yapılmış. Bunu ben değil, kendi tarafları söylüyor. Dahası var; en son tutukluluk incelemesinde kendi vekilleri çıkıp 'Evet, bu toplantı yapıldı' diyor, üstüne bir de organizasyonu benim yaptığımı söylüyorlar. Beni yönetici yazdılar ya, muhtemelen o yüzündendir. Hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de kendi avukatların 'Toplantı yapıldı' diyecek. Bu nasıl iş? Gerçek ortada. İstediğiniz kadar inkâr edin Mehmet Bey; dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorsunuz.
Ben 16 Haziran 2025 tarihli ifademde ne söylediysem açıkça arkasındayım. Mehmet Pehlivan’ın yanımda telefonla konuştuğunu, sonrasında gelip Ali Nuhoğlu ile görüştüğünü ve ona tedbir geldiğini söylediğini anlattım. Üstelik konuşmanın detayını dinlediğimi de özellikle belirttim.
Şimdi Ali Nuhoğlu’nun 20 Haziran 2025 tarihli ifadesine bakıyoruz. Diyor ki: 'Mehmet Pehlivan’la 4-5 kez görüştüm. Bana mal varlığına tedbir konulup konulmadığını sordu. Bu görüşme operasyondan kısa bir süre önce oldu.' Ne tesadüf. Burada çelişki nerede? Tam tersine, benim söylediğim şey birebir doğrulanıyor. Buna rağmen çıkıp 'yalan' diyorsunuz. Kusura bakmayın, ortada yalan yok; sizin görmezden geldiğiniz bir gerçek var.
Eğer ortada bir yalan olacaksa bu benim sözümde değil; bizzat Ali Nuhoğlu’nun kendi beyanıyla anlamlandırılır. Bu dosyada tartışılması gereken asıl mesele şudur: Toplantı yapıldı mı, yapılmadı mı? Mehmet Pehlivan orada var mıydı, yok muydu? Gerçek, net anlatımlarla ortadadır. İftira falan yok; doğrulanmış bir gerçek var ve ne kadar inkâr edilirse edilsin bu değişmez.
"İddiayı Mehmet Şahin'den öğrendim"
Bir diğer iddia, İBB soruşturmasını Mehmet Şahin’den öğrendiğimdir. Mehmet Şahin’in 29 Nisan 2025 tarihli ifadesi bu konuyu açıkça ortaya koyuyor. Ne diyor? 5 Şubat 2025 tarihli kayıtlı görüşme, iddia edildiği gibi bu dosyayla ilgili değil; Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen tamamen ayrı bir soruşturmaya aittir. Mehmet Şahin de bunu açıkça söylüyor: Ruskan İnşaat ile yaşadığı şahsi bir mesele nedeniyle ismimin geçtiğini duyduğunu, bu yüzden beni arayıp sadece bilgi verdiğini anlatıyor. Bunun dışında aramızda bir konuşma olmadığını da net bir şekilde ifade ediyor.
Ruskan İnşaat kimdir? Eylem 11’in müştekilerinden olan Uğur Güngör’dür. Yani Mehmet Şahin’in Uğur Güngör ile bir problemi var. O tarihte ne oluyor? Yargıtay’daki Eylem 11 dosyası Büyükçekmece Adliyesi’ne iade ediliyor ve orada benim adım geçiyor. Bu kadar açık bir beyan varken, bu görüşmeyi alıp mevcut dosyayla ilişkilendirmek gerçekle bağdaşmaz; bu açıkça konuyu saptırmaktır.
Ben, 5 Şubat 2025 tarihindeki görüşmeden hemen sonra, Mehmet Pehlivan’ın yönlendirmesi üzerine 6 Şubat 2025 tarihinde Avukat Onur Büyükhatipoğlu’na vekâlet veriyorum. Bu da sürecin hangi dosyaya ilişkin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Şunu en başta net söyleyeyim: Onur Büyükhatipoğlu’na ilk vekâletimi 6 Şubat 2025 tarihinde verdim. Öncesinde kendisine verilmiş tek bir vekâletim yoktur. Bu konuyu etkin pişmanlık ifademde de anlattım. Buna rağmen aksi konuşuluyorsa, bu ya dosyayı okumamaktır ya da gerçeği bilerek çarpıtmaktır. 2014 yılında verdiğim vekâlet; YTP Hukuk Ofisi’ndeki Avukat Yenal Küçükşengün, Avukat Turan Taşkın Özer, Avukat Ceren Güven ve Avukat Tuğba Kurt’a verilmiştir. Şirket isim değişikliği nedeniyle 2018’de verdiğim vekâlet de yine aynı ofisteki bazı avukatlara aittir; içinde yine Onur Büyükhatipoğlu yoktur. Bu durum belgeli ve çok nettir. Şimdi kalkıp bu avukatların kendi aralarında yaptıkları tevkil işlemini bana mal etmeye çalışmak en hafif tabiriyle zorlamadır.
"Laf kalabalığı"
Benim birçok şirketim ve farklı şehirlerde onlarca davam var. Vekâletli avukatlarım, bu davalara temsil yoluyla başka avukatları sokabilir. Bu mantıkla hareket edersek, o duruşmaya giren herkes benim doğrudan vekâlet verdiğim avukat mı oluyor? Bir avukatın başka bir avukata yetki vermesi, benim o kişiye doğrudan vekâlet verdiğim anlamına gelmez. Onur Büyükhatipoğlu’nun benim bilgim dışında bir duruşmaya katılmış olması üzerinden 'önceden vekâlet vardı' demek laf kalabalığıdır. Ayrıca şirketlerime ait bir duruşma tutanağının Mehmet Pehlivan tarafından dosyaya nasıl sokulduğu da ayrı bir sorundur. Bu tutanağa nasıl erişilmiştir? Bu durum, kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi meselesini gündeme getirir. Bu konuda şikâyet hakkımı saklı tutuyorum. Sonuç olarak, vekâlet ilişkimiz 6 Şubat 2025 tarihinde başlamıştır. Aksini söylemek ciddiyetle bağdaşmaz. Onur Büyükhatipoğlu ifadesinde, onu şirkete almak istediğimi ancak kabul etmediğini beyan etmiştir. Şirketlerimin bugüne kadar binin üzerinde davası olmuştur ama bir tanesi dahi ceza davası değildir. Kendisi cezacı olduğunu söylüyor; bu da durumu yeterince açıklamaktadır."
Duruşmaya bir saat ara verildi.

