Nur Sürer ile “Mukadderat” üzerine: “Bu elalem dediğin ölmedi mi?”
Nur Sürer ile “Mukadderat” üzerine: “Bu elalem dediğin ölmedi mi?”

Nur Sürer ile “Mukadderat” üzerine: “Bu elalem dediğin ölmedi mi?”

paylaş :

Berfin Şengil

Usta oyuncu Nur Sürer, Aslıhan Gürbüz ve Osman Sonant’ın başrolünde yer aldığı “Mukadderat” filmi, Küçükçekmece Film Ofisi’nin katkılarıyla geçtiğimiz hafta seyirciyle buluştu. 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülüne layık görülen filmin gösterimi sonrası Nur Sürer, yönetmen Nadim Güç ve senarist Erdi Işık’ın katıldığı bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide, filmin de irdelediği “elalem” kıskacı, Nur Sürer’in kişisel yaşamından da örneklerle kadının toplumdaki yeri ve Kastamonu Cide konuşuldu.

Rıfat Ilgaz’ın memleketi Kastamonu Cide’nin yeşil ve mavisini cömertçe sunan “Mukadderat” filmi, yalnızlığıyla yüzleşip kasaba kültürü içerisinde kendini var etme mücadelesine girişen Sultan’ın hikayesine yer veriyor. Nur Sürer’in yanı sıra Aslıhan Gürbüz ve Osman Sonant’ın doyurucu oyunculuklarıyla beyazperdeye yansıyan filmin özel gösterimi, geçtiğimiz hafta Küçükçekmece Film Ofisi’nin katkılarıyla Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı. Gösterim sonrası gerçekleşen İzlem Oktay’ın moderatörlüğündeki söyleşide Nur Sürer, yönetmen Nadim Güç ve senarist Erdi Işık yer aldı.


Eşini kaybetmesinin üzerinden 24 saat geçmeden çocuklarına evlenmek istediğini söyleyen Sultan’dan hareketle kadının varlık mücadelesini ortaya koyan filmi en iyi anlatan cümle ise, “Bu elalem dediğin ölmedi mi?” oluyor. Gösterim sırasında yanımda oturan bir anne ve kızının, filmde Sultan’ın evlenmek istediğini söylediği sırada verdiği tepki, toplumsal bakışı ve çelişkileri de ortaya koyuyor. Genç kadının, “Tamam evlensin de bir gün sonra mı” diyince annesinin, “Aman yas tutacak da n’olacak” karşılığını vermesi, belki de yaşanmışlığı ve bir ömrün sonunda, “Bu zamana kadar elalem için yaşadım da n’oldu” düşüncesini açığa çıkarıyor.

Yaşam kendini var ettiğin yerde başlıyor

Geleneksel değerler ile yıllar sonra çatışan bir kadın, yaşamın kendini var ettiğin yerde başladığını hatırlatıyor. Sinemamızda zamanı aşan karakterlerden olacak Sultan, kasaba kültürünün baskılarına inat açan ve çevresindeki kadınları da ışığına katan bir kardelen çiçeği adeta.  Nur Sürer’in alnındaki her bir çizgiye bir kez daha minnettar kalmamıza da vesile. Filmi izleyenlerin çoğunun kadın olması ve özellikle Sultan’ın tavırları karşısındaki gülüşmeler de yaşanmamışlıkların ya da kurulan benzerliklerin dışavurumu oluyor.

Bir tarla mücadelesinden çok, bir hak mücadelesi veren Reyhan (Aslıhan Gürbüz)’ın, kız çocuklarının ailedeki konumunu sorgulatması ve kasabalıya ağzının payını verirken hepimize “Oh” dedirtmesi ise ayrı bir parantezi hak ediyor. Her iki kadın karakterin bize öğrettiği ise; hayat, ihtiyacı olan inadı bulduğunda bütün kapıları ardına kadar açıyor.


Tüm emekçi kadınlara ithaf edilen “Mukadderat”, kadın isterse dünyanın yerinden oynayacağı düşüncesini, yerelde zelzele yaratacağı bir zemine çekiyor. Bu, bir kadın değişirse dünyanın değişeceğine evrilen somut bir örnek. Biliyoruz ki, “Mukadderat” hayalin ötesinde bir film. Çünkü tam da şu anda bir yerlerde bir kadın, her şeye rağmen kendi hayalini gerçekleştirmek için çabalıyor.

“Aynı durum babanız için geçerli olsaydı…”

Söyleşide konuşan senarist Erdi Işık, memleketi Kastamonu Cide’de çekilen “Mukadderat”ın, annesinden esintiler taşıdığını belirtti. Bir bakıma Rıfat Ilgaz’ın kaleme aldığı Hababam Sınıfı’nın da doğduğu yer sayılabilecek Cide’nin filmini yaptıklarını vurguladı. Işık, “Filmde kahvedeki herkes elalemi, Nevzat karakteri toplumsal baskıyı, Reyhan bir beyaz yakalıyı temsil ediyor. Sultan karakteri filmin ilk 10 dakikasında durumu çok güzel özetliyor: Aynı durum babanız için geçerli olsa sizin tepkiniz ne olurdu” dedi.

Nur Sürer’in yıllar önce sorduğu, “Neden bizim yaşlarda bir başrol yok” sorusunun filmin doğmasını sağladığını söyleyen Işık, “Nur Abla olmasa bu proje olmazdı” diye ekledi. Erdi Işık, yurt dışı gösterimlerinde de çok güzel tepkiler aldıklarını söylerken, 2026 yılında Türkiye’den Oscar adayı olmak için de başvuru yapacaklarını, filmin yolculuğunun uzun süreceğini ekledi.

“Keşke ‘Yol’ filminde oynasaydım diyorum”

Sultan’ın yolculuğuna çıkmaktan mutluluk duyduğunu belirten oyuncu Nur Sürer, kariyeri boyunca güçlü kadın karakterlere hayat verse de çok yumuşak, çocuklarına sevgiyle sarılan ya da komik bir kadını canlandırmak istediğini aktardı. Sürer, “Ama bizim seçimimizle olmuyor. İş geliyor ve sevdiğim bir yapım şirketiyse ekmek parası diyorum” dedi.

“İyi ki bu mesleği seçmişim diyorum. Otorite sevmiyorum. Sinema bu anlamda çok bağımsız bir iş kolu. İnsana sınırsız bir özgürlük sağlıyor. Önüme gelen sevdiğim tüm karakterleri oynuyorum. Hiç de işsiz kalmak istemiyorum. Benim en iyi yapabildiğim şey oyunculuk” diyen Sürer, sinemadaki keşke’sini şöyle dile getirdi:

“Ben çok seçici bir oyuncu oldum sinemada. Yönetmen odaklı bir oyuncuydum. Yönetmen hep çok önemliydi. Hikayenin daha sonra farkına vardım. Yönetmen kötü bir hikayeden iyi bir film çıkarabilir düşüncesindeydim. Ama tabi senaryo da çok önemli. İkisi birbirini besliyor. Keşke oynasaydım dediğim bir film var: ‘Yol’. Yılmaz Güney hapisteydi o dönem. Ziyarete gitmiştik kendisini. Ama onu o gün başka bir cezaevine alıyorlardı.

Benim ilk filmimi seyretmişti filmin yönetmeni Erden Kıral. Filmde mutlaka bu kadın olsun demiş. Erden Kıral’la başladılar filme, 10 gün çalıştıktan sonra yönetmenlikten aldılar. Biz de filmde oynayacak oyuncular olarak bunu protesto ettik. Şimdi bazen düşünüyorum, bir oyuncu portföyünde ‘Yol’ gibi bir film ister miydi? Tabii ki isterdi. Ama ben hâlâ o protestonun arkasında duruyorum. Şerif Gören çekti filmi. Bir daha geldiler bana. Yine hayır dedim.”

“Filmde, toplumdaki kırılma noktalarını görüyoruz”

Filmin yönetmeni Nadim Güç ise, Cide halkıyla birlikte çektikleri filmden aldığı zevki dile getirdi. Güç, “Yardımcı oyuncuları hep oralardan bulduk. Herkes üstüne düşen vazifeyi sonuna kadar yaptı. Mükemmel bir şekilde, her gün o işi yapıyorlarmış gibilerdi. Filmi sahiplendiler” dedi. “Biz filmde bir tarafı överken, diğer tarafı yermedik. Çünkü biz kahveci üzerinden şunu anlatıyoruz: Onun da öğrendiği şey bu. Bir önceki nesilden bir sonraki nesle aktardığı şey aslında tek bildiği şey. Ama bu kırılma noktası olmayacak anlamına gelmiyor. Biz filmde aslında toplumdaki bu kırılma noktalarını görüyoruz” diye konuştu.


Söyleşinin ardından Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi tarafından konuşmacılara çiçek verildi. Nur Sürer’e de “Yılmaz Güney: Endişesiz Bir Ülke, Endişesiz Bir Dünya İçin” kitabı armağan edildi.