CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na yönelik mutlak butlan tartışmalarına Yunus Emre'nin bir dörtlüğüyle yanıt vererek, "Şahsiyetsiz, karaktersiz, utanmazların hesabını sandıkta millet görecek, defterini millet dürecek. Maaş alarak yandaş basına çıkanlara, her akşam ücreti karşılığında partisini tartıştıranlara, umudunu butlana, şutlana koyanlara söylüyorum, hey, hepinize söylüyorum: ‘İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı. Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin.’ Sarayın mermerlerinde oturanlara söylüyorum. Saraydan medet umanlara söylüyorum. Milletin vermediğini, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum. Onun için bu salona ve bütün örgüte söylüyorum: Ayağa kalktınız, yok artık oturmak. Hedef iktidar, hiçbir gün yok durmak. Hep beraber gidiyoruz, alınacak iktidar. Millet korkmasın. Milleti saracağız, haysiyetsizlerin defterini düreceğiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:
"Dış politikadaki bu halimizin de ekonomideki ağır tablonun da temel sebebi, adalet ve demokrasideki çöküş. Cumhurbaşkanı adayını hapse atan, 30 yıl önceki verdiği diplomayı inkar eden, milletin verdiği mazbatayı siyaseten gasp eden 60-80 yıllık aile şirketlerine son üç yıllık faaliyetten sonra çöken, suçun şahsiliği ilkesini de masumiyet ilkesini de gözetmeden muhalif televizyonlara çöken, TMSF’den haraç mezat satan bir iktidarın olduğu ülkeye maalesef kimse güvenmiyor. Kendileri siyaseten kaybedecekler ama Türkiye’ye büyük itibar, büyük güç kaybettiriyorlar. Maalesef zarar gören ülkemiz ve milletimiz oluyor.
"AK Partiliysen hatta suçu işleyince AK Parti’ye gittiysen yargıdan, sorgudan, hapisten muafsın"
Türkiye’de bir ikili hukuk sistemi işliyor. Bu sistemde AK Partiliysen hatta başka partiliysen ama suçu işleyince AK Parti’ye gittiysen yargıdan, sorgudan, hapisten muafsın. Ama eğer muhalifsen işlemediğin suçlardan, her türlü iftiradan sorumlusun. Sana atılan her türlü iftiranın gerçek muamelesi görmesiyle karşı karşıyasın. İBB’de 37, ABB’de 97 yolsuzluk davası savcılıklara suç duyurusunda bulunulup, üzerine dönemin İçişleri Bakanı'nın gelip, alıp çöktüğü ve zaman aşımına zorladığı ya da kendi iktidarları sırasında ABB’de Melih Gökçek’in yaptığı 97 büyük yolsuzluğun üstünün örtüldüğü, Melih Gökçek’e soru sorulamadığı ama dürüst, namuslu, temiz, şeffaf, hesap verebilir siyasetin iftiralarla hedef alınmaya çalıştığı bir sürecin içindeyiz.
"Halfeti’deki belediye başkanını kayyımlık günündeki rezillikler çıkınca kelepçelediler, ‘Bakın, AK Parti’ye de yapıyoruz’ dediler"
Geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanı çıkıp da ‘600’e yakın AK Partili belediye var. Biz onlara da soruşturma izinleri vermişiz. CHP'den daha çok AK Parti soruşturuluyor’ deyince millet de ‘Kardeşim birinin kapısına gitmediniz, bir gözaltı yapmadınız, hiç nezarette tutmadınız, hiçbirini tutuklamadınız’ deyince, hemen hızla önce çıkıp Adalet Bakanı, ‘Yakında AK Partili belediyelere de olabilir’ demişti. Arkadan bugünkü gibi gösteren eski Halfeti Belediye Başkanı’nı kelepçelediler, tutukladılar ve bütün basına Adalet Bakanlığı’ndan ‘AK Partili belediyeye şafak operasyonu’ diye dağıtım yaptılar. Oysa o belediye AK Partili değildi. O kişi belediye başkanıyken kayyımdı. O kişi Halfeti Belediyesi’nin kayyımıydı. Atadıkları kayyım yolsuzluk yaptı. Hiç dinlemediler, AK Parti'nin adayı yaptılar. Halfeti'yi DEM Parti kazandı. Halfeti’de AK Partili belediye değil, AK Parti’nin kaybetmiş belediye başkanını, kayyımlık günündeki rezillikler de ortaya çıkınca alıp kelepçelediler, adına ‘Bakın, AK Parti’ye de yapıyoruz’ dediler. Onun olmadığını söyledik. Bir de koca koca köşeye yazarları yazdı bunu, resimlerini koydu: ‘AK Parti’ye şafak operasyonu.’ Yani üçüncü sayfa yetmedi, birinci sayfa yetmedi, etek, manşet, sürmanşet yetmedi. Köşe yazarları resmiyle bir koydu. AK Parti’ye de yapılıyormuş. Oysa hiç alakası yok.
“Ekrem İmamoğlu’nda bunun yüzde 1’i varsa 100 yıl yatalım”
Bakın, AK Parti’ye ne yapılıyor söyleyeyim: Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı, AK Partili, görevde. Suçlama: Rüşvet almak. Eve gelen yok, şafak baskını yok, gözaltı yok, tutuklama yok; tutuksuz yargılama var. Yargılamada ortaya çıkan delil: Müteahhit belediye başkanının hesabına 1,2 milyon lira EFT yapmış. Yapan müteahhit belli, alan belediye başkanı belli. Buz gibi kanıt. Koca İBB dosyasında böyle bir kanıt yok. Rüşvet verdiği iddia edilen, rüşveti vermiş. Belediye başkanının resmi, kendisinin şahsi hesabına para girmiş. Savcı altı yıl bilmem kaç ay ceza talep etmiş. Bu bekleniyor. Ceza verilirse suçu ispatlanacak. ‘Kaçma şüphesi yok. Nereye kaçacak Keskin Belediye Başkanı?’ Her gün evinden belediyeye gidip gelmeye devam ediyor bugünlerde. ‘Kaçma şüphesi yok. Delil karartma şüphesi yok. Tutuksuz yargılama esas.’ İşte ikili hukuk dediğimiz bu. Ben, ‘Keskin belediye başkanını niye tutuklamıyorsun’ demiyorum. Bu kadar kanıt onda varken o tutuksuz, bir tek kanıtı olmaksızın ‘duydum’la, ‘gördüm’le, onu da bırak Onursal Adıgüzel’de ‘Hiçbir kanıt bulamadım, kendini iyi gizlemiş olabilir. Yine de tutuklayın’ deyip tutuklamayla yürüyorsunuz. Ekrem İmamoğlu’nda bunun yüzde 1’i varsa 100 yıl yatalım. Yok kardeşim, yok, yok.
“Saldıranı kınayacaklarına, ‘TBB’de divan adil yönetilmeli’ymiş”
O kadar vicdanları kararmış ki. Hele hele o yazarı, çizeri... Bugünleri nasıl savunacaksınız kardeşim? Bir köşeye Halfeti’yi koyuyor; ‘AK Parti’ye de baskın var.’ Bir köşede Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimi yapılmış. TBB’nin iki yıl önce seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu. Hukuksuzca tutuklanmış, yoksa orada başkan koltuğunda olacak. Çoğunluk CHP’de. Ekrem İmamoğlu’nun kendisini iki yıl önce seçen belediye başkanlarına ve diğer partilerin belediye başkanlarına nazik bir selamlama mesajı okunacak. Hunharca kürsüye saldırıyorlar. Mesajı okutmuyorlar. Son bakıyorlar ki mesaj dünyanın en naif, en demokratik mesajı. Bir de hapisten geliyor, Allah’tan korkun. Bir iftirayla, bir haksızlıkla 15 buçuk milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul’un üç kez üst üste görev verdiği belediye başkanı, 12 metrekarede eşinden, dostundan, anasından, babasından, evlatlarından ayrı. Bir selam yollamış, okutmamışlar. Görünce mektubu ‘Tepki mektubun içeriğine değil de TBB, CHP’nin birliği gibi nasıl okuyormuş o mesajı?’ Allah’tan korkun. Bu memlekette parlamentoya gidiyoruz. Bir partinin genel başkanı, cumhurbaşkanı olmuş. Geliyor, parlamentoda bir partinin genel başkanı açılış konuşması yapıyor. Gidiyor, hakim ve savcıların kura töreninde kütür kütür siyaset yapıyor. CHP’ye, ‘Cehape’ diyerek çakıyor. Gidiyor öbür taraftan valileri, emniyet müdürlerini topluyor. Somut siyasi parti rekabeti yapıyor, siyasi rakiplerine laf söylüyor. Generalleri diziyor, CHP’ye çakıyor, onlar kahkaha atıyor. Bundan hiç rahatsız olmayanlar TBB’nin son seçilmiş başkanı, ‘Ben içerdeyim ama selam olsun arkadaşlara’ mesajını okutacak, saldırıyorlar. Saldıranı kınayacaklarına, ‘TBB’de divan adil yönetilmeli’ymiş.
“Bir Allah’ın adaletine, bir de yüce Türk milletinin insafına, vicdanına sığınıyorum”
O TBB’yi yıllarca yönettiler. Yüzde 98,5 TBB imkanlarından AK Partili belediyelere; yüzde 1,5 geri kalan bütün belediyelere dağıttılar. Biz geldik TBB’ye, encümeni oluştururken bile AK Parti ve MHP’ye bile çıkardıkları belediye başkanlığı kadar temsil teklif ettik. Utandılar, kabul etmediler. Yeniden Refah var orada, DEM var, İYİ Parti var; hep birlikte yapıyoruz. Oysa oyumuz tek başımıza yönetmeye, bütün encümeni almaya yetiyor. Kendileri alıyorlardı encümenin tamamını AKP’ye. Dozerleri, vidanjörleri, bilmem neleri... Biz gelmişiz, bütün partileri koymuşuz, adil, eşit yönetmişiz. Bir mektup okuyacağız, saldırıyorlar. Ben buradan bir Allah’ın adaletine sığınırım, bir de yüce Türk milletinin insafına, vicdanına sığınıyorum.
“Kanuna göre işkence yapıyorlar. Tutuklulara, iftiracı olana kadar zulmediyorlar”
Cumhuriyet tarihinde hukuk hiç bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Yargı içinde çete kurdular; AK Toroslar çetesini. Siyasi talimatlarla büyük hukuksuzluklar yapıyorlar. Ödül olarak makamlar, mevkiler aldılar, servetler yaptılar. İstanbul’dan kalkıp diğer 80 ile operasyon yapıyorlar haksızca, hukuksuzca. Kanuna göre işkence yapıyorlar. Sekiz saat eli kelepçeli sevk yaptırıyorlar. Sırf dediği belgeye imza atmadı diye İstanbul’dan Afyon’a sekiz saat. Kumanya diye kuru ekmeği koyuyorlar, böyle yiyor kadın eliyle. Kuru ekmek koyuyorlar. Duruşma salonunda aşağıda su vermiyorlar, yemek vermiyorlar. Tutuklulara, iftiracı olana kadar zulmediyorlar. Öyle bir yozlaşmışlık var ki sudan sebeplerle gözaltı yapıp, gözaltına alınan kişilerin özgüveninden yararlanıp, cep telefonlarının şifrelerini kapıp elde ettikleri içerikleri yandaş basına servis ediyorlar. Cumhuriyet Savcısısın sen. Orada dünyanın en mahrem bilgileri senin namusuna, senin namusun üzerinden devlete emanet. Ettiğin yemin üzerinden.
“Milletin vermediğini, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum: Bırak saraylara mermer olmayı”
Ali Mahir Başarır’ın çocukluk arkadaşını yalan yere gözaltına aldılar. Çocuk demiş, ‘Bende bir şey yok.’ Cep telefonu şifresini vermiş. Oradan buldukları, o kadar şeyin içinden buldukları bir videoyla insanları; eşleriyle, çocuklarıyla biri oldukları ortamı ifşa edip bir de utanmadan onu ‘Alem görüntüleri çıktı’ diye. Alemin de alasını bilirsiniz, günahın da alasını bilirsiniz. O görüntülerde alnımız açık, başımız dik, veremeyeceğimiz tek bir hesap yok ne ailemize ne milletimize. Yanımızdaki eşlerimize ‘alem’ diyerek bilmem ne yaftası vurmaya çalışanın alnını ben değil, millet karışlayacak. Şahsiyetsiz, karaktersiz, utanmazların hesabını sandıkta millet görecek, defterini millet dürecek. Bana kalmamış. Maaş alarak yandaş basına çıkanlara, her akşam ücreti karşılığında partisini tartıştıranlara, umudunu butlana, şutlana koyanlara söylüyorum, hey, hepinize söylüyorum: ‘İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı. Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin.’ Sarayın mermerlerinde oturanlara söylüyorum. Saraydan medet umanlara söylüyorum. Milletin vermediğini, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum. Onun için bu salona ve bütün örgüte söylüyorum: Ayağa kalktınız, yok artık oturmak. Hedef iktidar, hiçbir gün yok durmak. Hep beraber gidiyoruz, alınacak iktidar. Millet korkmasın. Milleti saracağız, haysiyetsizlerin defterini düreceğiz. Yürüyelim arkadaşlar. Haydi bakalım. Yolunuz açık olsun.”

