Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin yaz oturumunda Türkiye’de muhalefete yönelik baskılar ve yargının işleyişi tartışıldı. Oturumda söz alan Avrupalı parlamenterler, CHP’ye yönelik yargı süreçleri, AİHM kararlarının uygulanmaması ve muhalefet üzerindeki baskılar üzerinden Türkiye’ye sert eleştiriler yöneltti. Bazı milletvekilleri, ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğu belirtilen yetkililer hakkında AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında kısıtlayıcı tedbirlerin gündeme alınabileceğini söyledi.
Türkiye’de muhalefete yönelik yargı müdahaleleri Avrupa’da yeni tartışmalara yol açtı. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin yaz oturumunda, “Türkiye’de yargı sisteminin işleyişi ve muhalefete yönelik baskılar” başlıklı öneri, siyasi parti gruplarının ortak görüşüyle güncel işler müzakeresi olarak gündeme alındı.
Oturumda CHP milletvekilleri Gökçe Gökçen, Aysu Bankoğlu ve Yunus Emre, DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk, İYİ Parti Milletvekili Mehmet Akalın ile AKP milletvekilleri Meryem Göka ve Seda Gören konuşma yaptı. Türkiye’den milletvekillerinin yanı sıra İspanya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Hollanda, Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre ve İsveç’ten parlamenterler de oturumda söz aldı.
Görüşmelerde, Türkiye’de yargının muhalefet üzerindeki etkisi, parti içi süreçlere yargı müdahalesi, seçilmiş siyasetçilere yönelik davalar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması başlıkları öne çıktı. Konuşmalar, Avrupa’da artık yalnızca siyasi eleştirilerin değil, yaptırım seçeneklerinin de tartışılmaya başlandığını gösterdi.
Blencathra: Parti içi tartışma olarak görülemez
AKPM Türkiye Raportörü Lord David Blencathra, parti kongrelerinin iptal edilmesi ve seçilmiş parti liderlerinin yargı yoluyla görevden uzaklaştırılmasına ilişkin sert değerlendirmelerde bulundu.
Blencathra, “Parti içi kongrenin iptal edilmesi ve seçilmiş parti liderlerinin zorla değiştirilmesi, siyasi manzarayı değiştirme etkisi yaratmaktadır ve buna izin verilemez” dedi.
CHP yönetimine yönelik yargı süreçlerine de atıfta bulunan Blencathra, bu kararların “şeffaf bir yasal dayanağı olmayan siyasallaşmış hâkimler” tarafından alındığını savundu.
Yaşananların yalnızca bir parti içi tartışma olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Blencathra, “Bağımsızlık iddiasında bulunan bir mahkeme, parti içi bir seçimi geçersiz kılıp seçilen lideri hükümete daha yakın biriyle değiştirdiğinde, temel bir çizgi aşılmış demektir” ifadelerini kullandı.
Blencathra, bunun “parti içi bir çekişme” değil, “siyasi partilerin özerkliğine, vatandaşların temsilcilerini seçme hakkına ve demokratik rekabetin bütünlüğüne darbe vuran kurumsal bir gasp” olduğunu söyledi.
Türkiye’de seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanması, muhalefet temsilcilerinin görevden alınması, savcı ve hâkimlerin siyasallaştırılması ve muhalefet liderliğine yargı yoluyla müdahale edilmesinin bir örüntü oluşturduğunu savunan Blencathra, bu gelişmelerin “demokratik alanın sistematik olarak daraltılmasına” yol açtığını ifade etti.
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin tarihsel mirasına ve Cumhuriyet’in demokratik temellerine dikkat çeken Blencathra, “Türkiye’ye ve hâlâ çoğulculuğa, hukukun üstünlüğüne ve demokratik rekabete inanan milyonlarca vatandaşına borçluyuz. Onlara tam dikkatimizi, net sesimizi ve insan haklarına, demokratik haklara ve hukukun üstünlüğüne tam desteğimizi borçluyuz” dedi.
Schwabe: CHP’ye karşı organize bir saldırı görüyoruz
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu Başkanı ve Alman milletvekili Frank Schwabe de oturumda CHP’ye yönelik yargı süreçlerini eleştirdi.
Schwabe, “Ana muhalefet partisi CHP’ye karşı organize bir saldırı görüyoruz. CHP, tüm anketlerde birinci parti olarak görünüyor” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden alınması, hakkında iddianame hazırlanması ve tutuklanmasını “uydurma suçlamalarla” gerçekleştirilen bir süreç olarak nitelendiren Schwabe, bunun yalnızca İmamoğlu’na değil, çok sayıda seçilmiş siyasetçiye de yöneldiğini söyledi.
Schwabe, CHP’nin bütününe yönelik doğrudan bir saldırı yaşandığını savunarak, Genel Başkan Özgür Özel’in görevden alınması ve parti kaynaklarının Kemal Kılıçdaroğlu’na devredilmesi ihtimalini eleştirdi.
Schwabe, “Sosyal demokrat ailenin bir üyesi olarak gerçekten şunu söylemek istiyorum: Bay Kılıçdaroğlu, sizi bu dünyada ne ele geçirdi de bu tarihi suçu üstlendiniz ve kendi adınızı lekelediniz?” dedi.
Akın Gürlek için yaptırım çağrısına destek
Schwabe, konuşmasında Adalet Bakanı Akın Gürlek’i de hedef aldı. Gürlek’in daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak İmamoğlu aleyhine harekete geçtiğini, şimdi ise CHP ve Genel Başkan Özgür Özel’e yönelik girişimlerin merkezinde yer aldığını savundu.
Schwabe, Avrupa Parlamentosu’nun çağrısıyla, Akın Gürlek ve hukukun üstünlüğüne yönelik “aleni suistimalde bulunan” diğer yetkililer hakkında AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında kısıtlayıcı tedbirlerin ele alınmasını doğru bulduğunu söyledi.
Schwabe, Türkiye’nin Avrupa Konseyi ailesinin bir parçası olarak görülmek istendiğini belirterek, “Ama bunu, demokrasiye saygı duyan, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü Türkiye’de halkın iyiliği için savunan bir Türkiye olarak görmek istiyoruz” dedi.
Molina: Lideri hükümet tarafından seçilen muhalefet gerçek muhalefet değildir
İsviçre milletvekili Fabian Molina da Türkiye’de yargının işleyişinin, muhalefet üzerindeki baskılar ve demokratik güvencelerin erozyonundan bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi.
Molina, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının sistematik biçimde uygulanmamasının alarm verici olduğunu belirtti.
“Avrupa Konseyi’nin üyesi bir ülke, bazı bağlayıcı kararları uygulayıp diğerlerini görmezden gelemez” diyen Molina, mahkeme kararlarının uygulanmaması halinde hukukun üstünlüğünün içi boş bir kavrama dönüşeceğini ifade etti.
Molina, siyasal çoğulculuğa yönelik baskıların sürdüğünü belirterek, “Demokrasi, gerçekten bir muhalefetin varlığını zorunlu kılar. Özgür, bağımsız ve sindirme olmadan hareket edebilen bir muhalefet olmalıdır. Özgür Özel görevini özgürce ve bütünüyle yapabilmelidir. Lideri hükümet tarafından seçilen bir muhalefet, gerçek muhalefet değildir” dedi.
Molina, Avrupa Parlamentosu’nun geçen hafta yaptığı değerlendirmeye atıfla, Türkiye’de ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında kısıtlayıcı tedbirler uygulanmasının hukukun üstünlüğünü korumak için meşru bir adım olabileceğini söyledi.
Yaptırım tartışması hukuki sürece bağlı
AKPM’deki görüşmeler, Avrupa’da Türkiye’ye yönelik eleştirilerin yargı bağımsızlığı ve muhalefet üzerindeki baskılar başlığında daha sert bir aşamaya geçtiğini gösterdi. Ancak AKPM’nin doğrudan yaptırım uygulama yetkisi bulunmuyor. Yaptırım kararlarının hayata geçmesi, Avrupa Birliği kurumları veya ilgili ülkelerin ulusal mekanizmaları üzerinden alınacak siyasi ve hukuki kararlara bağlı bulunuyor.

