Avrupa güvenlik mimarisi, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’ya karşı giderek artan mesafeli tutumu nedeniyle yeniden şekillenmektedir. Bu dönüşüm, NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirme çabalarını olduğu kadar yeni bölgesel güvenlik iş birliklerinin gerekliliğini de gündeme getirmiştir. Centre for European Policy Studies (CEPS) tarafından yayımlanan bilgi notunda, Türkiye’nin bu yeniden yapılanma sürecindeki rolüne özel bir vurgu yapılmaktadır. Türkiye, Avrupa güvenliğinin hem kolaylaştırıcısı hem de potansiyel bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye, Avrupa ve Güvenlik Arayışı: Türkiye Avrupa’nın Değişen Güvenlik Mimarisine Nasıl Katkı Sunabilir?
Avrupa güvenlik mimarisi, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’ya karşı giderek artan mesafeli tutumu nedeniyle yeniden şekillenmektedir. Bu dönüşüm, NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirme çabalarını olduğu kadar yeni bölgesel güvenlik iş birliklerinin gerekliliğini de gündeme getirmiştir.
Centre for European Policy Studies (CEPS) tarafından yayımlanan bilgi notunda, Türkiye’nin bu yeniden yapılanma sürecindeki rolüne özel bir vurgu yapılmaktadır. Türkiye, Avrupa güvenliğinin hem kolaylaştırıcısı hem de potansiyel bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir.
Yazarlar, Avrupa-Türkiye güvenlik ilişkilerinin daha dengeli ve işlevsel hale gelmesi için üç temel politika önerisi sunmaktadır:
Ne kopuş ne bağımlılık: AB, Türkiye ile ilişkilerde stratejik kopuşu önlemeli; ancak özellikle Karadeniz gibi kritik bölgelerde aşırı bağımlılıktan da kaçınmalıdır.
Kurumsal yenilikçilik: AB-Türkiye arasında güvenlik iş birliklerini sürdürülebilir kılacak, pratik temelli ve yenilikçi kurumsal mekanizmalar geliştirilmeli, bu ortaklık yeniden kurgulanmalıdır.
Stratejik köprüler ve ortak çıkar alanları: AB değerleri ve yükümlülükleri korunurken, karşılıklı öneme sahip alanlara yatırım yapılmalı; başta Almanya ve Fransa olmak üzere kilit üye ülkeler, Türkiye ile AB arasında stratejik köprü rolünü üstlenmelidir.
Bu yaklaşım, sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da güvenlik kapasitesini güçlendirecek, çok katmanlı tehditlerle baş etmede daha esnek ve kapsayıcı bir güvenlik mimarisinin kurulmasına olanak tanıyacaktır.

