İKV

İKV "AB Ortak Göç Politikalarının Evrimi ve Göç ve İltica Paktı"

paylaş :

Bu değerlendirme notunda öncelikle ortak göç politikasının meydana gelmesinin sebepleri ve bu politikanın oluşumu incelenecektir. Bilhassa, 2000’li yıllar ile artış gösteren, dünyanın farklı bölgelerinden AB’ye göç olgusunun yarattığı baskıya cevap olarak AB kurumlarının aradığı cevaplar ve bu cevapların en kapsamlısı ve yakın tarihlisi olan Göç ve İltica Paktı’nı ortaya çıkaran sebepler ele alınacaktır. Bunu, Göç ve İltica Paktı’na ve getirdiği -ve getirmediği- yeniliklerin incelendiği bir bölüm izleyecektir. Sonuç bölümünde ise tüm değerlendirme notunun bulguları özetlenecek ve AB ortak göç politikasının geleceğine dair mevcut uluslararası konjonktür göz önünde bulundurularak bazı çıkarımlar yapılacaktır.

İKV’nin Uzman Yardımcısı Tunç İbrahim Ceylan tarafından kaleme alınan “AB Ortak Göç Politikalarının Evrimi ve Göç ve İltica Paktı” başlıklı değerlendirme notu, Avrupa Birliği’nin göç ve iltica politikalarının tarihsel gelişimini, bu politikaların şekillenmesine neden olan faktörleri ve yeni düzenlemeleri ele alıyor. Avrupa entegrasyon sürecinde serbest dolaşım ihtiyacı nedeniyle göç politikaları giderek önem kazandı. 1957 Roma Antlaşması, 1985 Schengen Anlaşması ve 1990 Dublin Sözleşmesi gibi düzenlemelerle AB içindeki göç ve iltica kuralları oluşturulurken, 1999 Tampere Zirvesi ve ardından gelen yasal düzenlemelerle Ortak Avrupa İltica Sistemi inşa edildi. Ancak, 2015 yılında yaşanan göç krizi AB içinde büyük bir kriz yarattı ve göç yönetimi konusunda daha kapsamlı bir reform ihtiyacı doğdu. 

Bu bağlamda, 2020’de önerilen ve 2024’te yürürlüğe giren Göç ve İltica Paktı, AB’nin göç yönetimini daha etkin hale getirmeyi amaçladı. Pakt, dört temel eksen üzerine inşa edildi: Dış sınırların korunması, hızlı ve verimli prosedürlerin uygulanması, dayanışma ve sorumluluk paylaşımı ile uluslararası işbirliklerinin güçlendirilmesi. Yeni düzenlemelerle AB’nin dış sınırları daha sıkı kontrol altına alınırken, düzensiz göçü önlemek için tarama sistemleri ve sınır prosedürleri geliştirildi. Aynı zamanda, iltica başvurularının hızlandırılması, ortak kurallar çerçevesinde değerlendirilmesi ve suistimallerin önlenmesi için çeşitli düzenlemeler yapıldı. Güney Avrupa ülkelerinin göç yükünü tek başına üstlenmesini önlemek amacıyla dayanışma mekanizmaları oluşturulurken, göçün kaynağında kontrol edilmesi için üçüncü ülkelerle işbirliği anlaşmaları yapıldı. 

Ancak, pakt çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kaldı. İnsan hakları örgütleri, yeni düzenlemelerin düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilmesini kolaylaştırarak iltica hakkını zayıflatabileceğini ve AB sınırlarında insan hakları ihlallerine yol açabileceğini öne sürdü. Ayrıca, AB içinde dayanışma mekanizmasının uygulanabilirliği konusunda üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor. Göç politikalarının Türkiye-AB ilişkilerine etkisi de önemli bir tartışma konusu. Türkiye, AB ile göç konusunda uzun süredir işbirliği yapıyor ve dünyadaki en büyük mülteci nüfusunu barındırıyor. Göç politikalarının sadece işlevselci bir yaklaşımla ele alınması, Türkiye-AB ilişkilerinin diğer alanlardaki ilerlemesini engelleyebilir. Sonuç olarak, Göç ve İltica Paktı, AB’nin göç yönetiminde kapsamlı bir reform niteliği taşırken, uygulamadaki başarısı ve üye ülkeler arasındaki işbirliğinin sürdürülebilirliği zamanla netleşecektir.