CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız? - 4

CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız? - 4

paylaş :

CIVICUS genel yayın yönetmeni Andrew Firmin ve kıdemli araştırma uzmanı Inés M. Pousadela yazılarında seçimlerin, ekonomik memnuniyetsizlik nedeniyle görevdeki iktidarların devrilmesine ve başlangıçta sağ popülistlere fayda sağlamasına neden olabileceğini söylerken, uzun süreli iktidarların ise genellikle otoriterleşmeye ve marjinal grupların daha fazla günah keçisi ilan edilmesine yol açtığını belirtiyor. Yine kadın düşmanlığı ve yabancı düşmanlığı da dahil olmak üzere sosyal meselelerin siyasi manipülasyonunun yoğunlaşmasının beklendiği ifade ediliyor.

CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız?

Hakan Ataman

CIVICUS’un yayınladığı  “2025'te Sivil Toplum Eğilimleri: Temel Zorluklar ve Umutlar” başlıklı yazıda beşinci eğilim seçimler ve otoriterlik başlığında…

CIVICUS genel yayın yönetmeni Andrew Firmin ve kıdemli araştırma uzmanı Inés M. Pousadela yazılarında seçimlerin, ekonomik memnuniyetsizlik nedeniyle görevdeki iktidarların devrilmesine ve başlangıçta sağ popülistlere fayda sağlamasına neden olabileceğini söylerken, uzun süreli iktidarların ise genellikle otoriterleşmeye ve marjinal grupların daha fazla günah keçisi ilan edilmesine yol açtığını belirtiyor. Yine kadın düşmanlığı ve yabancı düşmanlığı da dahil olmak üzere sosyal meselelerin siyasi manipülasyonunun yoğunlaşmasının beklendiği ifade ediliyor.

Aslında Andrew Firmin ve Inés M. Pousadela’dan önce The Economist Editörü Tom Standage “Önümüzdeki Dünya 2024” özel sayısında, 2024 yılı için belirlediği 10 temel konudan ilkini seçim rüzgarına ayırmıştı.

2024 yılında dünya genelinde 70’ten fazla ülkede seçimler gerçekleşti. Böylece tarihte ilk kez dünya nüfusunun yarısından fazlası aynı yıl içinde seçimlerde oy kullandı. Ancak bu seçimler hem Firmin ve Pousadela’nın hem de Tom Standage’in belirttiği gibi daha fazla demokrasi anlamına gelmiyor. Nitekim seçim sonuçları da bunu alenen gösteriyor.Birçok seçim özgür olmadığı gibi adil bir şekilde de gerçekleşmedi. Seçimlerin önemli bir bölümü faşizmin çağdaş versiyonları olan aşırı-sağ-popülist partilerin oylarını yükseltmesi ve parlamentolara girerek liberal demokrasilere kafa tutmasıyla sonuçlandı. Hatta Avrupa bölgesinde bazıları hükümet ortağı oldu. Ancak Avrupa bölgesinde iki ülkede yapılan seçimler kritik öneme sahipti. Fransa ve Almanya. AB Parlamentosu için AB üyesi 27 ülkede seçmenler 6-9 Haziran 2024’te sandık başına gitti.

Fransa’da AB Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağcı Marine Le Pen'in partisi Ulusal Birlik’in (Rassemblement national) seçimlerden oyların yaklaşık %32’sini alarak birinci parti çıktı. Açık bir şekilde AB karşıtı olan Ulusal Birlik Partisi’nin seçimlerden birinci parti çıkması üzerine Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Fransa Parlamentosunu feshederek erken seçim kararı aldı. Seçimlerin ilk turu 30 Haziran 2024, ikinci turu ise 7 Temmuz 2024’te yapıldı. İlk turu yine Ulusal Birlik Partisi birinci tamamladı. Ancak ikinci tur seçimlerde sol ittifak Yeni Halk Cephesi (Nouveau Front Populaire) birinci tamamladı. Bununla birlikte Fransa parlamentosun hiçbir parti iktidar için tek başına bir çoğunluk sağlayamadı. Fransa’daki aşırı sağın yükselişini Almanya takip etti.

Almanya’da Eylül 2024’te yapılan eyalet seçimlerinde neo-Nazi Partisi AfD (Almanya için Alternatif/Alternative für Deutschland) oylarını arttırdı. Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SDP), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) koalisyonu ile kurulan hükümetten, FDP’nin ayrılması sonrasında, koalisyon hükümetinin Başbakanı Olaf Scholz güven oylaması talep etti. Fakat Aralık 2024’te yapılan güven oylamasında Olaf Scholz gereken oyu alamadı. Güven oylaması sonrasında koalisyon ortakları erken seçim kararı aldı. Seçimlerden hemen önce anketler neo-Nazi partisi AfD’nin hızla yükseldiğini ve Almanya’da ikinci parti konuma geldiğini gösteriyordu. Bu Almanya için olduğu kadar AB Parlamentosu için de bir endişe konusu. Zira AfD’nin seçim vaadi, Almanya’nın AB’den çıkması yani Dexit! AfD’nin Dexit planını gerçekleştirip, gerçekleştiremeyeceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Ama seçim sonuçları itibariyle Almanya’da beklenen oldu. Almanya’da 23 Şubat 2025’te yapılan seçimlerde AfD büyük bir başarı elde ederek ikinci parti olarak çıktı. Hal böyleyken aşırı sağın Avrupa’daki yükselişi,  sadece demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne bir tehdit oluşturmuyor, aynı zamanda AB’nin geleceğini de tartışma konusu yapıyor.

Son genel seçimde “seçimlerin adil bir ortamda gerçekleşmesi” ilkesine uygun davranılmadı

Türkiye genel seçimlere 2023 yılında gitti. TBMM seçimlerinde ise 14 Mayıs 2023’te yapılan seçim sonuçlarında başını Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve MHP’nin çektiği Cumhur İttifakı çoğunluğu elde etti. Aynı tarihte yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayların hiçbiri %50+1’i yakalayamadı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimleri 28 Mayıs 2023’te yapıldı. Seçimi AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan kazandı. Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatının Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (OSCE/ODIHR) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinden oluşan uluslararası bir seçim gözlem heyeti seçimleri takip etti.

Seçim gözlem heyetinin raporuna göre Türkiye’de seçimler rekabetçi bir ortamda gerçekleşmiş olmakla beraber, seçimlerin en önemli unsurlarından biri olan “adil bir ortamda gerçekleşmesi” ilkesine uygun davranılmadı. Ayrıca Türkiye’de seçimler sırasında anlaşmazlıkların giderilmesi için yapılan tavsiyelere uyulmadı. Genel seçimlerin ardından 31 Mart 2024’te Yerel Seçimler yapıldı. Yerel seçimlerde ana muhalefet partisi CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) başta İstanbul olmak üzere büyükşehir belediyelerinde ve aynı zamanda il, ilçe belediyelerinde önemli bir başarı elde etti. Kürt yurttaşların yoğun yaşadığı illerde ise DEM Parti (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) belediyelerin çoğunda başarı kazandı. Ancak 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden hemen sonra Haziran 2024’ten itibaren belediyelere kayyum atamaları başladı. Kayyum atanan ilk belediye Hakkâri oldu.

Hakkari’yi (DEM), İstanbul-Esenyurt (CHP), Mardin (DEM), Batman (DEM), Şanlıurfa-Halfeti (DEM), Tunceli/Dersim Merkez (DEM), Tunceli-Ovacık (CHP), Van Bahçesaray (DEM), Mersin Akdeniz (DEM) ve son olarak Siirt (DEM) izledi.  Yani Haziran 2024 ve Ocak 2025 arasında toplam 10 belediyeye kayyum ataması yapıldı. 

Kayyum atamaları 2019 yılında da gündeme gelmiş ve bu durum Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel İdareler Kongresinin dikkatlerini Türkiye üzerinde toplanmasına neden olmuştu. Türkiye’yi ziyaret eden Kongre, kayyum atamalarının hukuki zemini hakkında bir görüş hazırlaması için Avrupa Konseyi’nin Hukuk Yoluyla Demokrasi için Avrupa Komisyonu’nu yani Venedik Komisyonu’nu göreve çağırmıştı. Bu çağrının ardından Venedik Komisyonu bir Türkiye ziyareti gerçekleştirmiş ve Venedik Komisyonu Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu, TBMM'de temsil edilen başlıca siyasi partiler ve sivil toplum temsilcileriyle görüşmüştü. Ziyaretlerin ardından Venedik Komisyonu 2019 kayyum atamaları hakkında hazırladığı raporda, seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanmışların getirilmesinin demokratik ilkelerle ve hukukun üstünlüğü ile uyumlu olmadığı belirterek bir dizi tavsiyede bulundu.  Ancak bu tavsiyelere uyulduğunu söylemek çok zor.

Kayyum atamalarına ek olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığını ikinci kez kazanan Ekrem İmamoğlu (CHP) hakkında, yaptığı açıklamalar nedeniyle açılmış çok sayıda soruşturma var. Kayyum atanmamakla beraber CHP’nin son derece güçlü olduğu İstanbul Beşiktaş’ta Belediye Başkanı Rıza Akpolat (CHP) ise belediyenin bir ihalesi gerekçe gösterilerek Ocak 17 Ocak 2025 tarihinde tutuklandı. Bu gelişmelerin ardından 11 Şubat 2025’e İstanbul’da ilçe belediyeleri “terör soruşturması” kapsamında güne gözaltı kararıyla başladı. “Kent uzlaşısı adı altında örgüt faaliyetleri yürüttükleri” gerekçesiyle CHP’li Belediyeler olan Kartal (Belediye Başkan Yardımcısı), Ataşehir (Belediye Başkan Yardımcısı) ve Üsküdar, Sancaktepe, Fatih, Tuzla, Adalar Şişli, Beyoğlu Belediyelerindeki CHP’li Meclis üyeleri hakkında gözaltı kararı verildi. Bu konudaki en son gelişme Van Büyükşehir Belediye Bakanı Abdullah Zeydan hakkında yaşandı. Yerel seçimlerden sonra YSK seçimin kazananı Abdullah Zeydan yerine mazbatayı AKP’li adaya vermişti. Zeydan 3 Nisan 2024'te mazbatasını geri iade alabilmişti. Bununla birlikte Abdullah Zeydan’a 11 Şubat 2025’te "terör örgütüne yardım etmek" ve "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" suçlamalarıyla yargılandığı davada 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Bu cezanın ardından Van’da gergin bir bekleyiş başladı. Söz konusu gergin bekleyiş, Van’a kayyum atanmasıyla birlikte yerini politik gerginliğe bıraktı.

Türkiye’de belediyelerin sivil topluma en yakın idareler olması, sivil toplumla yakın bir iş birliğini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla belediyelere yönelik demokratik ilkelerle ve hukukun üstünlüğü ile uygun olmayan uygulamalar, aynı zamanda sivil topluma da zarar veriyor. Ancak kuşkusuz sivil topluma etki eden konular sadece yukarıda sıraladığımız 5 eğilimden ibaret değil.

Yapay Zekâ ve Teknoloji

İnes ve  Pousadela’nın 2025’in sivil toplum eğilimlerini on başlıkta değerlendirdikleri yazıda yapay zeka altıncı sırada yer alıyor. Yazıda yapay zekadaki gelişmelerin aktivistlerin daha fazla gözetlenmesi, çatışmalar ve seçimler sırasında dezenformasyonun yoğunlaşması gibi zorlukları ortaya çıkaracağı söyleniyor. Yapay zekayı düzenleyici çerçevelerin ise teknolojik ilerlemelerin gerisinde kaldığı ve bazı teknoloji liderlerinin ise  otoriter gündemlerle uyum sağladığı vurgulanıyor. Yazıda gelişmekte olan sosyal medya platformlarının alternatifler sunabileceği ancak bu yapıların da genişledikçe benzer sorunlarla karşı karşıya kalabileceği söyleniyor.

Yapay zekânı artık sadece bilim kurgu eserlerinden ibaret değil. Dozunu giderek arttıran bir şekilde gündelik hayatımıza girmeye başladı. İkilinin değerlendirmesinde yapay zeka altıncı sırada iken, The Economist’in “Önümüzdeki Dünya 2025’te” değerlendirmesinde sekizinci sırada yer alıyor.

Yapay zeka için veri merkezlerine harcanan miktar ise 1 trilyon dolar. Ancak özel şirketlerin yapay zekayı nasıl kullanacakları ve bir yatırım aracı olup olmadığı konusunda belirsizlik var. Yapay zeka alanında yaşanan gelişmeler bir yandan sivil toplum için kolaylıklar ve imkanlarla dolu bir ortam sunuyor ancak diğer yandan silahlanma yarışında olduğu gibi bazı ciddi zorluk ve sorunları da beraberinde getiriyor. Kısacası Freud’un sedirine uzanacak olursak, muhtemelen bize yapay zeka karşısındaambilavans bir duygu yüküyle karşı karşıya olduğumuzu ve bunun insan psikolojisi açısından normal olduğunu söyleyecektir!

Mevcut endişelerden hareketle yapay zekanın nasıl ele alınacağı da uluslararası toplumun gündeminde. Konuyla ilgili ilk hukuki düzenleme pek çok zaman olduğu gibi gene Avrupa bölgesinden geldi. Avrupa Konseyi 5 Eylül 2024’te “Avrupa Konseyi Yapay Zekâ ve İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğüne dair Çerçeve Sözleşmesini” imzaya açtı. Sözleşmenin 30. maddesi kapsamında Çerçeve Sözleşme’nin önümüzdeki günlerde yürürlüğe girmesi bekleniyor. Çerçeve Sözleşme yapay zeka alanındaki ilk uluslararası yasal bağlayıcılığı olan sözleşme ve amacı yapay zekâ sistemlerinin yaşam döngüsü içindeki faaliyetlerle, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile tamamen tutarlı olması. Sözleşmenin taslağı ilk açıklandığında devletlere ulusal güvenlik ve savunma söz konusu olduğunda genel bir muafiyet tanınıyordu ve yine  yapay zeka konusunda liderliği elinde tutan özel sektörden hiçbir yerde bahsedilmiyordu. Bunun üzerine aralarında Türkiye’den STGM’nin de olduğu ve Avrupa Konseyine üye devletlerde faaliyet gösteren STÖ’ler Avrupa Konseyine açık bir mektup gönderdi. Mektup Avrupa Konseyi’nden sözleşmenin kamu ve özel sektörü eşit şekilde kapsayacak şekilde düzenlemesini talep etti. Ayrıca sözleşmenin ulusal güvenlik ve savunmaya ilişkin devletlere tanınan genel muafiyetleri kesin olarak reddedecek şekilde düzenlenmesini önerdi. Ancak ulusal güvenlik ve savunma konusunda bir ilerleme kaydedilemedi. Özel sektörle ilgili olarak ise kısmi bir başarı elde edildi. Yapay zeka  alanında faaliyet gösteren özel şirketler, devlet adına veya devlet birlikte çalışması durumunda sözleşme kapsamına alındı. Mevcut haliyle Çerçeve Sözleşme zamanın hızına ayak uydurmak için teknolojiyi düzenleyen bir sözleşme değil, daha çok devletlere yapay zeka söz konusu olduğunda insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini hatırlatan bir belge niteliğinde.

Yapay zekanın sivil toplum üzerindeki etkileri ise çok boyutlu. Konuyla ilgili olarak çalışmalar yürüten  Kurtuluş “Yapay Zekâ ve Sivil Toplum” başlıklı çalışmasında yapay zekanın etkilerinin geniş bir alana yayıldığını gösteriyor. Yapay zeka kullanımı ekonomik kalkınmaya katkı sunabileceği gibi işsizlik ve gelir eşitsizliği gibi sorunlara neden olabilecek bir potansiyele sahip ve tüm bunlara veri gizliliği, algoritmik önyargı, siber güvenlik ve yukarıda kısaca bahsini yaptığımız otonom silah sistemleri gibi etik riskler ekleniyor. 

Yapay zekanın sivil toplum üzerindeki etkileri “politik karar verme, toplumsal katılım, güvenlik ve medeni haklar arasındaki denge, önyargı ve eşitlik, sosyal ve çevresel sorunlarla başa çıkmak” gibi geniş bir alanda seyretmektedir. Hal böyleyken Paris’te 10-11 Şubat 2025 tarihleri arasında toplanan “Yapay Zekâ Eylem Zirvesi’nin” sonunda bir bildiri açıklandı: “İnsanlar ve Gezegen için Kapsayıcı ve Sürdürülebilir Yapay Zeka Bildirisi” (Paris Yapay Zeka Bildirisi).

Paris Yapay Zeka Bildirisi yukarıda kısaca aktardığımız zorlukları aşmak ve fırsatları kullanmak için altı maddelik bir öncelikler listesi sıraladı: (1) Erişilebilirlik; (2) açıklık, kapsayıcılık, şeffaflık, etik, güvenli ve güvenilir olma; (3) yenilikçi bir yaklaşımla pazar yoğunlaşmasının önlenmesi, endüstriye canlanmaya ve kalkınmaya katkı; (4) işgücü piyasasını olumlu etkilemesi ve sürdürülebilir büyümeye katkı;(5) insanlar ve gezegen için sürdürülebilirlik, (6) uluslararası koordinasyon ve işbirliği. Ancak Özgür Kurtuluş’un zirve hakkında yaptığı değerlendirmede de belirttiği gibi Paris Yapay Zeka Bildirisi’ne imza atanların içinde ABD ve Birleşik Krallık yok. Bu durum Paris Yapay Zeka Zirvesi’nin ardından tarafların daha net hale geldiğini gösteriyor. Yapay zekanın olumlu ve olumsuz sonuçlarını hem yapay zeka geliştikçe hem de kullanımı yaygınlaştıkça gündelik hayatımızda daha fazla hissedeceğimiz çok açık.

Şimdi sırada insan tarihi kadar eski bir fenomen var: Göç! Yarın devam edeceğiz.