CIVICUS’un genel yayın yönetmeni Andrew Firmin ve kıdemli araştırma uzmanı Inés M. Pousadela'nın “2025'te Sivil Toplum Eğilimleri: Temel Zorluklar ve Umutlar” başlıklı yazısını değerlendirmeye devam ediyoruz. Yazının üçüncü maddesinde iklim krizi değerlendiriliyor.
CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız?
March 1, 2025
Hakan Ataman
CIVICUS’un genel yayın yönetmeni Andrew Firmin ve kıdemli araştırma uzmanı Inés M. Pousadela'nın “2025'te Sivil Toplum Eğilimleri: Temel Zorluklar ve Umutlar” başlıklı yazısını değerlendirmeye devam ediyoruz. Yazının üçüncü maddesinde iklim krizi değerlendiriliyor.
Yazıda, 2025’in Paris Anlaşması kapsamında Brezilya'daki COP30'da doruğa ulaşacak iklim eylemi için kritik bir yıla işaret ettiği belirtiliyor. Buna göre iklim krizi ile mücadelede başarının, fosil yakıt şirketlerinin kısa vadeli ve dar çıkarları yerine sürdürülebilir hedeflere öncelik verilmesi olduğu hatırlatılıyor. Diğer türlü tartışmaların sadece iklim adaptasyonuna odaklanması söz konusu. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli İklim Adaptasyonu’nu, “gerçek veya beklenen iklime ve onun etkilerine uyum sağlama süreci” olarak tanımlıyor. Ancak, kararlı adımlar atılmadığı taktirde, aşırı sıcak, aşırı soğuk, seller vb. gibi aşırı hava olaylarının sadece çevreyi değil aynı zamanda toplumları harap etmesi, yüksek ekonomik maliyetler getirmesi, göçü tetiklemesi ve çatışmaları şiddetlendirmesi ihtimaller arasında.
Trump 2017’de ABD’nin Paris İklim Anlaşmasından çekildiğini duyururken, yerine gelen Biden ise 2021’de Paris İklim Anlaşmasına ABD’nin yeniden katıldığını belirten bir başka kararnameyi kabul etmişti. İkinci Trump yönetiminin ise Paris İklim Anlaşması’nda ne yapacağını hep birlikte göreceğiz.
Bununla birlikte BM Genel Sekreteri António Guterres’e göre “küresel ısınma dönemini de geçtik ve küresel kaynama noktası”na geldik. Kısacası iklim krizi bildiğimiz krizlerden değil.
Dünya Meteoroloji Örgütünün (DMÖ) verileri de hiç iç açıcı değil. DMÖ 2024 raporuna göre “İklim hizmetlerine duyulan ihtiyaç hiç bu kadar yüksek olmamıştı”. İşte bu gelişmeler eşliğinde Kasım 2025'te Brezilya'nın Amazon kenti Belém son derece önemli bir BM İklim Konferansına ev sahipliği yapacak. Bu konferans iklim kriziyle mücadele çabalarının da küresel odak noktası olacak. Peki, konferanstan elde edilmek istenen sonuçlar neler?
Bunlardan ilki küresel ısınma için “1.5’i canlı tutmak”. Bu küresel sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerden 1.5 dereceden daha fazla yükselmemesi hedefine atıfta bulunuyor. İkincisi, çevrenin korunması- ki bu iklim konferansının Amazon yağmur ormanlarında yapılmasının sembolik anlamına da geliyor. Üçüncüsü “tüm bunların parasını kim ödeyecek?” sorusuna karşılık geliyor. Finansman sorunu uluslararası alandaki iklim görüşmelerinin en çetrefil konularından birini oluşturuyor ve gelişmekte olan ülkeler refah ülkelerinin fosil yakıt tüketiminden uzaklaşmak için gereken inisiyatifi almaları gerektiğini savunuyor. Bunlar arasında dünyanın en fazla fosil yakıt tüketen ülkesi Çin de bulunuyor.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen COP29’da da önemli bir adım atılmış ve gelişmekte olan ülkelere iklim konusunda verilecek olan destek 2035 yılına kadar her yıl için 300 milyon dolar olarak belirlemişti. Ancak bu miktar gelişmekte olan ülkelerin tam olarak uyum sağlaması için gereken yıllık 1,5 milyar dolarlık finansmanın çok altında bir miktar. Dolayısıyla Haziran 2025’te İspanya’da yapılacak olan zirvede bu konunun ele alınması ve daha somut adımlar atılması bekleniyor. Bu miktar size çok mu yüksek geldi?
Peki o zaman biraz karşılaştırma yapalım!
Askeri harcamalar > iklim kriziyle mücadele
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün yaptığı bir tespite göre sadece 2023 yılında ülkelerin yaptıkları askeri harcamalar toplamda 2 trilyon 443 milyar dolar. Bu miktar 2022 harcamalarında %6,8’lik bir artış olduğuna işaret ediyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün 22 Nisan 2024 tarihli açıklamasına göre çoğu kalkınmış ülkelerden oluşan ve 31 üyesi bulunan NATO ülkelerinin toplam harcaması 1 trilyon 341 milyar dolar. Bunun haricinde ABD 916 milyar dolar, Çin 296 milyar dolar, Rusya ise 109 milyar dolarla ilk üç sırada olan ülkeler. Askeri harcamaları en yüksek olan ülkelerin içinde yoksulluğun en sert biçimlerinin görüldüğü 83,6 milyar dolarla Hindistan da yer alıyor. Askeri harcamalar için bahsi geçen miktarlar ile küresel ısınmayı makul seviyeye çekmek için gereken para miktarı arasındaki uçurumun yorumlanması için matematik bilgisinin ötesinde, vicdana gereksinim duyduğumuz çok açık.
Indermit Gill ve M. Ayhan Köse de 2024 yılının hemen başında küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen 5 temel faktörden biri olarak iklim değişikliğini göstermişti. Bu konuda yanılmış sayılmazlar. Bu durumda ekonomik kötüye gidişin iklim değişikliğine, iklim değişikliğinin de ekonomik kötüye gidişe katkıda bulunduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.
Firmin ve Pousadela'nın “2025'te Sivil Toplum Eğilimleri: Temel Zorluklar ve Umutlar” başlıklı yazısının dördüncü maddesi ekonomik mücadeleler üzerine.
Raporda, artan maliyetlerin birçok kişiyi yoksulluğa itmesiyle birlikte ekonomik eşitsizliğin daha da kötüleşmesinin beklendiği söylenirken, ekonomik zorluklardan duyulan hayal kırıklığının da genellikle devlet baskısıyla karşılanan protestoları körükleyebileceği vurgulanıyor. Yine de işçi haklarını, servet vergilerini ve evrensel temel geliri savunan hareketlerin de güç kazanmasının muhtemel olduğu belirtiliyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesinin (UKHK) eski Başkanı Peter Maurer 2018 yaptığı bir açıklamada iki milyar insanın çatışmalar nedeniyle kırılgan durumda olduğunu belirttikten sonra “2030 yılı itibariyle insanlığın yarısının aşırı yoksulluk içinde yaşayacağını” söylemişti. Mevcut durum BM’nin 2030 itibariyle ulaşmayı hedeflediği Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin ilkini yani “Yoksulluğun Sona Erdirilmesini” daha şimdiden zora sokmuş görünüyor. BM Kalkınma Programı'nın (UNDP) 2023-24 İnsani Kalkınma Raporu’na göre, çok boyutlu yoksulluk açısından bakıldığında dünyada akut çok boyutlu yoksulluk yaşayan insanların sayısı bir milyardan fazla ve akut çok boyutlu yoksulluk içinde olan insanların üçte ikisi ise (yaklaşık 730 milyon) orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Dünya Bankası’nın yoksulluk raporuna göre ise günümüzde yaklaşık 700 milyon insan (küresel nüfusunun % 8,5’i) aşırı yoksulluk içinde.
Aşırı yoksulluğun giderilmesi konusunda 2020’ye kadar önemli ilerlemeler kaydedilse de, son dört yıldır neredeyse duraklama noktasına geldi. Yoksulluk konusundaki veriler göz önüne alındığında Andrew Firmin ve Inés M. Pousadela’nın yine yerinde bir tespit yaptığını söyleyebiliriz. Özellikle aşırı yoksulluktan farklı olarak, akut çok boyutlu yoksulluğun orta gelirli ülkelerde olduğunu düşünürsek, toplumsal muhalefet için bir potansiyeli de beraberinde getirebileceğini söylemek pekâlâ mümkün. Yine Tom Standage da The Economist'teki “Önümüzdeki Dünya 2025’te “enflasyondan sonra” başlıklı yazısında “ekonomide acı reçetelerin kapıda” olduğunu söylemişti.
Nitekim, AB içinde 2024 yılında yapılan Eurobarometer araştırmasının sonuçları bizlere aynı zamanda ekonomik ve sosyal haklara duyulan ihtiyaç hakkında da ipuçları veriyor. Araştırmaya katılanların “Sizce AB'nin ekonomik ve sosyal gelişimi için en önemli unsurlar hangileridir? İlk ve ikinci olarak?” sorusuna karşılık verdiği cevaplar şu şekilde: yaşam standardı (%45), adil çalışma koşulları (%44) ve kaliteli sağlık hizmetlerine erişim (%44). Aynı araştırmada katılımcıların “Sizce AB Avrupa'nın geleceğini hazırlamak için aşağıdaki alanlardan hangisinde harekete geçmelidir?” soruna karşılık verdiği cevaplar ise şunlar: sağlık hizmetlerinin (%38), çalışan ücretlerinin (%34) ve yaşlılık geliri ve emekli maaşlarının (%30) iyileştirilmesi için harekete geçilmesi. Ulusal düzeyde ise katılımcıların neredeyse yarısı (%48) yüksek hayat pahalılığının ele alınmasının ülkelerinde temel öncelik olması gerektiğine inanıyor. Bunu düşük ücretler (%35) takip ediyor.
Türkiye’deki veriler ne söylüyor?
Türkiye’ye geldiğimizde ise Ipsos Türkiye’nin 2024’te yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’nin en büyük sorunu ekonomi (%85). Toplumunun %65’i enflasyonu açıklanan resmi rakamlardan daha yüksek hissediyor. Ankete katılan 10 kişiden 7’si ise işsizliğin artacağını öngörüyor.
Asal araştırmanın yayınladığı anket sonuçlarında da “Türkiye’nin en büyük sorunu nedir sorusuna” yanıtta %60 ile ekonomi birinci sırada yer alıyor. Anket sonuçları böyleyken Türk-İş’in 2023 ve 2024 yılları verilerinin karşılaştırmalı olarak sunulduğu Ocak 2025 açlık ve yoksulluk sınırı verilerine göre dört kişilik bir aile için açlık sınırını 22 bin 131 TL, yoksulluk sınırını 72 bin 088 TL, bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise 28 bin 756 TL. Bu haliyle ekonomi Türkiye’nin gündemini 2025 yılında da meşgul edecek gibi görünüyor.

