CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız?

CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız?

paylaş :

CIVICUS’un son çalışması, 2025 yılı için sivil toplumun karşı karşıya olduğu dokuz temel zorluğu ve bu zorluklara rağmen süren mücadele azmini vurguluyor. Devam eden savaşlar, insan hakları ihlalleri ve cezasızlık hali (İsrail-Filistin, Suriye, Ukrayna), Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle artması muhtemel otoriterleşme, iklim krizi, ekonomik zorluklar, seçimler ve demokrasinin tehdit altında olması, yapay zekâ destekli silahların savaşlarda kullanımının getirdiği etik riskler, zorla yerinden edilmelerin artışı, insan haklarına yönelik baskılar ve giderek daha fazla kısıtlanan sivil alanlar, sivil toplumun mücadele etmesi gereken başlıca meseleler olarak öne çıkıyor. Ancak rapor, tüm bu zorluklara rağmen sivil toplumun adalet ve eşitlik için gösterdiği kararlı duruşu ve değişim yaratma azmini de vurguluyor. Özellikle savaşların ve otoriter yönetimlerin yarattığı baskılara karşı sivil toplumun hızlı müdahalelere ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağı belirtiliyor.

CIVICUS’un çalışmasını nasıl okumalıyız?

Hakan Ataman

Dünya çapında yurttaş eylemlerinin ve sivil toplumun güçlendirilmesi için çaba harcayan CIVICUS (World Alliance for Citizen Participation) son çalışmasında 2025'te sivil toplumun eğilimlerini değerlendirerek hem iyi hem de kötü haberler verdi.

CIVICUS günümüzde 175'ten fazla ülkede 8 bin 500'den fazla üyesiyle küresel bir sivil toplum ittifakı ve dünyadaki sivil toplum eylemliliklerini de yakından izliyor. CIVICUS’un genel yayın yönetmeni Andrew Firmin ve kıdemli araştırma uzmanı Inés M. Pousadela 2024'ü bitirirken 2025'e dair önizleme yazısı kaleme aldı. Ben de 2025'te Sivil Toplum Eğilimleri: Temel Zorluklar ve Umutlar başlıklı bu yazıda ikilinin tespit ettiği eğilimleri özetlemeye ve her bir eğilimi de güncel gelişmeler ışığında yorumlamaya çalışacağım. Bunu  yaparken de The Economist “Önümüzdeki Dünya 2024 – 25”te yer alan tespitlere yeri geldikçe başvuracağım.

Firmin ve Pousadela, çalışmalarında sivil toplum alanı için dokuz zorluk sıralıyor ve bu zorluklara karşı ise umudu, yani sivil toplumun mücadele azmini hatırlatıyor. İlk olarak bu zorlukları bir liste olarak önümüze koyalım.

  1. Çatışmalar ve cezasızlık
  2. İkinci Trump yönetimi
  3. İklim krizi
  4. Ekonomik mücadeleler
  5. Seçimler ve otoriterlik
  6. Yapay zekâ ve teknoloji
  7. Göç ve yerinden edilme
  8. Haklara karşı darbe
  9. Kısıtlanan sivil ortamlar

Bu dokuz zorluğa karşı tespit ise sivil toplumun adalet ve eşitliğe olan sarsılmaz bağlılığı ve mücadelesi.

Yazının sonundan söyleyeceğim şeyi hemen başta söyleyerek başlayacak olursam, ikili güncel gelişmeler ışığında nerdeyse nokta atışı tespitler yapmış bulunuyor!

Şimdi gelelim bu zorluklara ve değerlendirmelere…

Çatışma ve cezasızlık

Firmin ve Poudesela yazıda var olan çatışmaların devam edeceğini ve bu durumun da insani krizlere, kitlesel yerinden edilmelere ve travmalara yol açacağını söylüyor. İsrail ve Rusya'nın dahil olduğu çatışmalarda faillerin hesap verebilirlikle karşı karşıya kalmasının pek olası olmadığını ifade eden yazarlar, ateşkeslerin veya çözümlerin ortaya çıkabileceğini ancak adaletin sağlanmasının zor olmaya devam edeceğini söylüyor.

Yapay zekanın savaşta kullanılmasının da yeni endişeler yarattığını söyleyen yazarlar, bu konunun acil düzenleme gerektirdiğini vurguluyor. Ateşkeslerle duran çatışmaların ise değişen jeopolitik çıkarlar nedeniyle yeniden alevlenebileceğini hatırlatıyor ve  sivil toplumdan hızlı müdahaleler talep edilebileceğini söylüyor.

İnsanlığa karşı suçlar

Bu başlığa Filistin’de yaşananlarla bir hatırlatma yapalım. ABD seçimlerini yeniden kazanan Donald Trump’ın 20 Ocak 2025’te ABD başkanlığı görevine gelmesinden beş gün önce Hamas ve İsrail arasında ateşkes imzalandı. Ardından rehine takası başladı ve Gazzeli Filistinliler geri dönmeye başladı.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli̇ Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) verilerine göre 45 binden fazla insanın öldürüldüğü ve 100 binden fazla insanın yaralandığı İsrail saldırıları, aralarında BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’nin de bulunduğu BM Özel Raportörleri tarafından soykırıma yönelik saldırılar olarak nitelendiriliyor.

Bu yaşananlar sırasında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında bir tutuklama talebinde bulunurken, İsrail devleti her iki ismin kendi yargılama yetkisi kapsamında olduğunu belirterek talebe itiraz etti. Buna karşılık UCM I. Ön Yargılama Dairesi, İsrail Devleti'nin yargı yetkisine itirazını reddederek, savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işledikleri için Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında resmen tutuklama emrini çıkardı. UCM’nin tutuklama emri karşısında Belçika, Hollanda, İrlanda, Litvanya, Slovenya ve İspanya karara uyacakları yönünde ifadeler kullanırken; Fransa, Almanya ve İtalya bu konuda olumsuz görüş belirtti. G7 ülkelerinden ise henüz bir ortak bir tutum çıkmadı. Öte yandan UCM Başsavcısı Karim A.A. Khan KC, Hamas liderleri Yahya Sinwar, Mohammed Diab Ibrahim Al-Masri (DEIF olarak da bilinir) ve Ismail Haniyeh hakkında da tutuklama talep etmişti. Ancak bilindiği üzere İsrail düzenlediği özel saldırılarla bu üç ismi öldürdü. Sonuca baktığımıza ise Gazze’de yaşananlar için mevcut haliyle tam bir cezasızlık söz konusu. Tüm bu yaşanan gelişmelere Trump’ın Gazze’deki Filistinlilerin tehcir edilmesi ve başka Arap ülkelerine gönderilmesi yönündeki önerisi de eklenirken, BM Genel Sekreteri António Guterres bu öneriyi “etnik temizlik” olarak nitelendirdi ve kabul edilemez buldu.

Filistin’den Suriye’ye

Gazze’deki cezasızlık durumunun Suriye’de gerçekleşen çatışmalar için de olması söz konusu.

Suriye’de 2011’den bu yana yaşanan çatışmalarda 2025 itibariyle 13,4 milyon insan yerinden oldu. Bu kişilerin 7,2 milyonu ülke içinde yerinden olurken, 6,2 milyon insan ise başka ülkelere mülteci veya sığınmacı olarak kaçmak zorunda kaldı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ofisinin verilerine göre 2022 itibariyle Suriye’deki çatışmalarda tahminen 306 bin 887 sivil öldürülmüştü. Ancak güncel açıklamalar bu ölümlere yenilerinin eklendiğini gösteriyor.

8 Aralık 2024’te Suriye’nin başkenti Şam, Şam Kurtuluş Heyeti (HTŞ- Heyet Tahrir el-Şam) güçleri tarafından neredeyse hiçbir direniş olmadan ele geçirilirken, Suriye’nin eski başkanı Beşar Esad da Suriye’yi terk etti ve Rusya’ya sığındı.Dolayısıyla Suriye’de yeni bir dönem başladı. Uzmanlar Beşar Esad’ın hakkındaki suçlamalar ve yargılanma riski nedeniyle Rusya dışında başka bir ülkeye gitmesinin zor olduğunu ifade ederken, bu durum beraberinde Beşar Esat için hem bir kıstırılmışlık hem de bir cezasızlık halini ortaya çıkarıyor. Öte yandan HTŞ ve diğer muhalif grupların gerçekleştirdiği ihlaller hakkında ne yapılacağı da şu anda bir muamma...

Ancak şunu söylemekte fayda var: mevcut haliyle BM İnsan Hakları Konseyi kapsamında bir Suriye Arap Cumhuriyeti Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu kuruldu ve Komisyon çalışmalarına devam ediyor. Ancak nasıl bir sonuç elde edileceği önümüzdeki günlerde belli olacak. Son dönemde Suriye’deki alevi topluluklara yönelik katliamlar yapıldığı ve bu katliamların da intikam amaçlıgerçekleştiği yönünde ciddi iddialar söz konusu.

Suriye’de yaşanan gelişmeler Türkiye’deki iç politikayı da derinlemesine etkiliyor. Zira Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’de PKK lideri Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, "Umut hakkı” için başvurabileceği yönündeki açıklamasının ana nedeninin Suriye’deki gelişmeler olduğu konusunda genel bir kabul söz konusu.

Ukrayna’da yaşananlar ne olacak?

Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgal etmeye yönelik saldırılarıyla Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının sadece bu iki ülkeyi değil, bir bütün olarak Avrupa’yı travmatize ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin Kasım 2024 verilerine göre 22 Şubat 2022’den Kasım 2024’e kadar olan sürede 659’u çocuk olmak üzere 12 bin 162 sivil öldürüldü. Ayrıca 26 bin 919 sivil yaralandı. Ölen ve yaralananlara ise yenileri ekleniyor.

Ukrayna’da 2014’te göreve başlayan BM Ukrayna İnsan Haklarını İnceleme Misyonu (HRMMU) mevcut durumda dikkatlerini savaşa odaklandırmış durumda. ABRusya’ya karşı Ukrayna’nın yanında açık bir duruş sergilerken, Avrupa KonseyiRusya’yı 2022’de Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkardı ve Ukrayna’nın yanında yer aldı.

ABD ise Trump yönetimine kadar Ukrayna’yı destekledi ancak Trump’ın ABD başkanlığı koltuğuna ikinci kez oturmasıyla savaşı bitirmeye yönelik bir planının olduğu ve sürece müdahale edeceği de kuvvetle ihtimal. Trump’ın planını Şubat 2025 ortaların devreye sokacağı konuşuluyor. Bununla birlikte Ukrayna- Rusya savaşında yaşananlara karşı olası bir soruşturma açılıp açılmayacağı konusunda hiçbir bilgi olmadığı gibi umut da yok. Bu konuda muhtemelen cezasızlıkla seyredecek.

Yapay zeka tartışmaları savaşlarla yeni boyut kazanıyor

Tüm bu çatışmalar yetmiyormuş gibi yapay zekâ destekli silahların yıkıcı gücü de hayatımıza girdi. Yapay zekanın sivil toplum üzerindeki etkisine aşağıda tekrar döneceğiz. Ancak yapay zeka kullanan otonom silahların çatışmalar üzerindeki etkisi hakkında 7 temel risk var.

Bunlardan ilki yapay zekâ destekli silahların öngörülemezliği, ikincisi, hız ve ölçekleri göz önüne alındığında kazara ve hızlı bir şekilde çatışmaları tırmandırmariski, üçüncüsü maliyet düşüklüğünün verdiği bir avantajla istikrarsız ülkelerin, baskıcı diktatörlerin ve savaş lordlarının eline geçerek hızla yayılma riski,dördüncüsü maliyetleri itibariyle çatışmanın önündeki engelleri azaltması, beşincisi katliam robotları olarak nitelenen ve kendi kendine ateş açma kabiliyetine sahip mikro dronların (Slaughterbots) kitle imha silahı olarak kullanılabilmeleri, altıncısı, bir suikast silahı olarak seçilmiş hedef veya gruplara karşı kullanılması- ki özellikle yapay zekâ kullanan otonom silahların ırk ve toplumsal cinsiyet üzerinde orantısız potansiyel etkilere sahip olması, savunuculuk yapan sivil toplum örgütlerinin önüne yeni sorunlar getiriyor. Hak savunuculuğu yapan sivil toplum aktörleri de söz konusu hedefler arasında- ve sonuncu olarak da yapay zekâ silahlanma yarışı… Yakın bir zaman sonra dünya soğuk savaş döneminin nükleer silahları gibi yapay zekâ askerleri üretme yarışıyla da yüz yüze gelebilir. Şu anda üzerine anlaşılmış herhangi bir etik anlayış ve hukuki sınırlama da olmadığı için bu durum son derece riskli görünüyor.

Tüm bu yaşananlar göz önüne alındığında çatışmaların sorumlularına yönelik cezasızlık hali ve çatışmalarda yapay zeka kullanımı, yeni savaşların ve çatışmaların ortaya çıkmasına veya ateşkesler yoluyla durağanlaşanların yeniden alevlenmesine neden olabilir. Bunlar ise insani yardımlarla ilgili olduğu kadar temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak da sivil topluma yönelik taleplerin artmasına yol açabilir. Sivil topluma yönelik taleplerin artması ise kısıtlanan sivil ortamlar içinde olacaktır.  Trump yönetiminin ise bu kısıtlamalara katkı koyacağı çok açık.