Doğruluk Payı: Yanlış Bilgi ve Siyaset: 26 Ülkenin Verileri Ne Söylüyor?

Doğruluk Payı: Yanlış Bilgi ve Siyaset: 26 Ülkenin Verileri Ne Söylüyor?

paylaş :


Son yıllarda dijital medyada yanlış bilgiye yönelik endişeler giderek artarken, sosyal medyanın dezenformasyonu hızlandıran bir mecra olduğu sıkça vurgulanmaktadır. Özellikle 2016 sonrası yapılan araştırmalar, sosyal medya platformlarının taraflı anlatılar, komplo teorileri ve yanlış bilgiye dayalı içeriklerin yayılmasını kolaylaştıran bir ekosistem sunduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu görüşe karşı çıkan çalışmalar da bulunmaktadır. Bu çalışmalara göre, yanlış bilgi toplumun geneline yayılan bir olgu olmaktan çok, belirli seçmen grupları ve siyasi kimliklerle doğrudan bağlantılı bir fenomendir.  

Bu perspektiften hareketle, Amsterdam Üniversitesi’nden Petter Törnberg ve Amsterdam Vrije Üniversitesi’nden Juliana Chueri tarafından gerçekleştirilen  “Partiler Ne Zaman Yalan Söyler? 26 Ülkede Yanlış Bilgi ve Radikal-Sağ Popülizm" başlıklı araştırma, yanlış bilgilerin üreticisi olarak siyasi aktörlere odaklanmıştır. Araştırmada, Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Birleşik Krallık, Avustralya, ABD ve Türkiye’nin de dahil olduğu 26 ülkedeki parlamenterlerin sosyal medya paylaşımları analiz edilmiştir. Çalışma, hangi siyasi partilerin yanlış bilgi yaymaya daha yatkın olduğunu belirlemek amacıyla 8.198 parlamenterin 2017-2022 yılları arasında Twitter’da (X) yaptığı 32 milyon paylaşımı incelemiştir. Bu paylaşımlarda yer alan 18 milyondan fazla bağlantının doğruluk derecesi, bağımsız veri setleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.  

Ana Bulgular:

1. Yanlış Bilgi ve Siyasi Partiler Arasındaki Bağlantı:
Araştırmaya göre, yanlış bilginin yayılması sosyal medyanın yapısal özelliklerinden ziyade, doğrudan siyasi partilerin stratejileriyle bağlantılıdır. Özellikle aşırı sağ popülist partiler, yanlış bilgiyi bir siyasi araç olarak daha sık kullanmaktadır. Araştırma, aşırı sağ partilere mensup siyasetçilerin yanlış bilgi paylaşma olasılığının diğer partilere kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.  

2. Sağ ve Sol Popülist Partilerin Yaklaşımları:
Yanlış bilginin temel kaynağı popülist söylem değil, siyasi partilerin ideolojik eğilimleridir. Sağ popülist partiler, genellikle medya karşıtı bir söylem benimsemekte ve yanlış bilgi yayma eğiliminde olmaktadır. Öte yandan, sol popülist partiler daha çok ekonomik eşitsizliklere odaklandığından, medyayı doğrudan hedef almak yerine sistem eleştirisi yapmaktadır. Özellikle göç, güvenlik tehditleri ve kültürel korkular gibi konular, sağ popülist partilerin dezenformasyonu kullanarak kamuoyu oluşturmada en sık başvurduğu temalar arasında yer almaktadır.  

3. Türkiye’deki Durum:
Türkiye, incelenen ülkeler arasında, parlamenterlerinin sosyal medyada yanlış bilgi yayma eğiliminin yüksek olduğu ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Araştırmada, Türkiye’den 4 milyon tweet analiz edilmiştir ve bu sayı,  4.3 milyon tweet ile en çok incelenen ülke olan Birleşik Krallık’tan sonra ikinci sıradadır.

Tweetlerin doğruluk derecesi  0 ile 1 arasında puanlanarak değerlendirilmiş, Türkiye  0.53 puan ile Danimarka ile birlikte son sırada yer almıştır. Çalışmada, Türkiye’de sağ popülist partilerin, özellikle seçim dönemlerinde yanlış bilgiye dayalı içerikleri daha sık paylaştığı gözlemlenmiştir. Düşük doğruluk derecesine sahip haber kaynaklarının paylaşımı en çok göç, ekonomi ve seçim güvenliği konularında yoğunlaşmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de sağ popülist partilerin yanlış bilgi paylaşma oranı, Avrupa’daki benzer partilere kıyasla daha yüksek bir seviyede görülmektedir.  

4. Medyanın Rolü: Sosyal Medya ve Ana Akım Medyanın Dezenformasyon Etkisi  
Yanlış bilginin yayılmasında sadece sosyal medya değil, ana akım medya da önemli bir rol oynamaktadır. Çalışma, aşırı sağ popülist partilerin yalnızca sosyal medyayı değil, televizyon kanalları ve geleneksel medya organlarını da dezenformasyonu yaymak için kullandığı ortaya koymaktadır. Özellikle televizyon haberleri, sosyal medyada dolaşıma giren yanlış bilgilerin daha büyük bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağlamaktadır.  

Örneğin, ABD’de yapılan araştırmalar, Donald Trump’ın sosyal medyada yaptığı paylaşımlar ana akım medyada haber olarak yer aldığında, yanlış bilginin yayılma hızının ciddi oranda arttığını göstermektedir. Türkiye’de de benzer bir şekilde, sosyal medyada dolaşıma giren yanıltıcı içerikler, geleneksel medya aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaşmaktadır.  

Sonuç ve Değerlendirme:
Araştırma, yanlış bilginin yayılmasını yalnızca sosyal medya platformlarının yapısal özellikleriyle açıklamanın yeterli olmadığını, belirli siyasi hareketlerin stratejik hamleleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Aşırı sağ popülist partiler, demokratik kurumlara olan güvenin azalmasını bir fırsata çevirerek **dezenformasyonu siyasi bir araç olarak kullanmaktadır.

Özellikle dijital çağın dikkat ekonomisi, sansasyonel ve yanıltıcı içeriklerin daha fazla ilgi görmesini sağlarken, bu tür partiler medya kontrol mekanizmalarını devre dışı bırakarak yanlış bilgiyi kendi lehlerine bir propaganda aracı haline getirmektedir. Çalışmada, dezenformasyonun sadece medya kaynaklı bir sorun olmadığı, aynı zamanda siyasi bir fenomen olarak ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmaların da bu perspektiften ilerlemesi gerektiği belirtilmektedir.