AB ülkeleri, iltica politikasını sertleştirme konusunda anlaşarak ortak bir “güvenli menşe ülkeler” listesi oluşturdu, AB dışında geri gönderme merkezleri kurulmasını ve yeniden yerleştirmeleri öngören bir pakette uzlaştı.
EuroTopics'in derlemesine göre, AB İçişleri Bakanları’nın iltica politikasını katılaştırma konusunda uzlaşıya varması, Avrupa basınında derin bir ayrışmaya yol açtı. Ortak “güvenli menşe ülkeler” listesi, AB dışında geri gönderme merkezleri kurulması ve yeniden yerleştirme planları kamuoyunda tartışma yaratırken, gazeteler bu dönüşümü farklı açılardan okuyor.
Frankfurter Allgemeine Zeitung’a göre, alınan kararların amacı göçü tamamen engellemek değil, düzensiz göçü makul bir seviyeye indirerek düzenli göçü kolaylaştırmak. Gazete, mevcut sığınmacı hukuku yorumunun herkesi memnun etmeye çalıştığını ve bunun aşırılık ürettiğini savunuyor; yeni yaklaşımı geç kalmış bir “akılcı dengeleme” olarak görüyor.
Slovakya’dan Pravda’ya göre paket, göçü nihayet yönetilebilir hale getiriyor. AB sınırları dışında kurulacak geri gönderme merkezleri, tehlikeli ve maliyetli yolculukları caydırıcı bir etki yaratacak. Pravda, göçün durdurulamayacağını ve Avrupa’nın işgücüne ihtiyaç duyduğunu vurgularken, düzenli ve yasal işgücü alımının hem göçmenler hem Avrupa için daha iyi bir çözüm olduğunu belirtiyor.
Süddeutsche Zeitung ise yeni uygulamaların Avrupa toplumunun gerçekten istediği şey olup olmadığını sorguluyor. Gazete, “gözden ırak olan gönülden ırak olur” yaklaşımının etik sonuçlarını tartışıyor ve Almanya’nın kötü koşullardan kaçan insanları başka ülkelere gönderme fikrine toplumun ne kadar razı olacağını belirsiz buluyor. Asıl meselenin, bu sertliğe toplumun vicdanının dayanıp dayanmayacağı olduğunu söylüyor.
İtalya’dan La Stampa, reformu çok sert biçimde eleştiriyor ve AB’nin “insanlık dışı bir makineye” dönüştüğünü savunuyor. Gazete, düzenlemelerin Avrupa polis güçlerine daha hızlı ve yaygın sınır dışı için olağanüstü yetkiler verdiğini, bunun da teknik verimlilik adı altında bir “polis devletine geçiş” anlamına geldiğini ileri sürüyor. La Stampa’ya göre AB artık “güvensizlik dilinde” konuşuyor: veri tabanları, otomatik uyarılar ve kıta çapında geri gönderme emirleri bunun göstergesi.
Katolik çizgideki Avvenire ise Avrupa’daki aşırı sağ partilerin göçü “medeniyet için ölümcül tehdit” olarak sunduğu anlatıyı reddediyor. Verilere işaret eden gazete, AB’nin 450 milyonluk nüfusu içinde göçmen oranının yüzde 10’un altında olduğunu hatırlatarak bunun ne Avrupa kültürünü ne kurumlarını çökertmeye yetecek bir büyüklük olduğunu söylüyor. Avvenire’ye göre “nüfus ikamesi” gibi söylemler temelsiz bir korku üretmekten ibaret.
Sonuç olarak Avrupa basını, aynı karara tamamen zıt pencerelerden bakıyor: Bazıları bunu uzun süredir ertelenmiş bir düzenleme ve rasyonelleşme olarak görürken, diğerleri için bu, Avrupa’nın ahlaki pusulasını kaybettiği bir kırılma anı. Avrupa’nın iltica politikasında yaptığı bu dönüşümün, teknik bir reformdan çok daha fazlası olduğu konusunda ise herkes hemfikir.

